|
MAZLUM
DOĞAN'IN SAVUNMASI
(Mahkeme Tutanaklarindan PKK Davasi)
“Kürdistan Bagımsızlık ve özgürlük mücadelesi mahkeme tutanaklarindan tarihe
mal edilmistir.”
Durusma hakimi
tarafindan sanik Mazlum Dogan çagrildi.
SANIK MAZLUM DOĞAN SORGUSUNDA:
DURUSMA HAKIMI - PKK örgütünün mensubu oldugun, örgütün kurulmasi, sevk ve
idaresinde görev aldigin, örgütün basin-yayin islerini yürüttügün, örgüt
mensubu Ali Dursun'un Diyarbakir Numune Hastanesinden Agustos 1978 tarihinde
kaçirilmasi olayina Istirak ettigin, Ibrahim Senel adina sahte hüviyet
kullandigin iddia ediliyor.
MAZLUM DOGAN -Bir iddianame isteyeyim. Derli toplu anlatabilmem için bana
bir iddia­name verirseniz, ona göre konussam daha iyi olacak.
DURUSMA HAKIMI - Tabi. (Saniga iddianame verildi.)
MAZLUM DOGAN - Ben ifademi iki bölümde vermek istiyorum. Birincisi,
gerçekten de Iddia edildigi gibi parti üyesiyim. Bu nedenle partiye yönelik
suçlamalar ayni zamanda partinin diger üyeleri ...
DURUSMA HAKIMI - Simdi bak. Ilk defa parti mensubu oldugunu, ne zaman
partiye girdigini, neden girdigini izah ettikten sonra suçlamalara, yani ne
diyeceksen söyle ilk defa yerini bilelim. Ona göre cevap ver.
MAZLUM DOGAN - Benim ifademin, kisisel ifademin iyi anlasilabilmesi için
öncelikle par­tinin kurulusu, amaçlari vesaire hakkinda bazi bilgiler
vermem gerekecek. Bu bilgiler dogrultusunda benim ifadem gerçek yerine
oturtulabilir.
Simdi iddianamedeki bazi seyler üzerinde pek durmayacagim. Daha önce eger
ifade vermis olsaydim, Diyarbakir grubu ile beraber, üzerinde durma geregini
hissedebilirdim. Ancak, benden önce ifade veren bazi arkadaslar bu
noktalarda konustuklari için yeniden konusmaya gerek görmüyorum.
DURUSMA HAKIMI - Kisaca degin. Çok kisaca. Bir kaç cümle ile.
MAZLUM DOGAN - Evet. o noktalara katildigimi ifade edecegim veya ...
DURUSMA HAKIMI- Hangi noktalara katiliyorsun, hangilerine katilmiyorsun? Çok
kisa degin.
MAZLUM DOGAN - Evet. Simdi, genel olarak hareket Türkiye kamuoyunda, resmi
basin tarafindan, yayin organlari tarafindan Apocular diye tanitilmaktadir.
Halk arasinda, bizim disimizdaki çesitli Türkiye'deki sol gruplar ve
Kürdistan'daki burjuva milliyetçi hareketler tarafindan böyle
adlandirilmaktadir. Oysa bir siyasal organizasyonun bir kisinin adiyla lanse
edilmesi dogru bir sey degildir. Aslinda gerçekte de böyle degil. Adi
üzerinde bir partidir ve adi da Partiya Karkeren Kürdistan'dir. Daha çok
Apocular diye lanse edilmesi Kürt burjuva milliyetçileri tarafindan
yapilmistir. Bu, kastin yani sira bir de Kürdistan halkinin köylü
anlayisindan kaynaklaniyor. Halk, örnegin CHP'yi Ecevit'le özdeslestirir,
AP'yi Demirel'le özdeslestirir vs. gibi. Bizde de böyle olmustur. Hareketin
Önderlerinden, yol göstericilerinden Abdullah arkadasin adi dolayisiyla
burjuva milliyetçilerinin ve devletin resmi yayin organi da dahil, çesitli
yayin organlarinin da tesvikiyle veya katkisiyla hareket, halk arasinda
Apocular olarak yayginlastirilmis ve tanitilmistir. Gerçekte Apocular degil,
adi üzerinde, bir siyasal partidir.
UKO’culuk yaftasi da böyledir. Bu da Türkiye’deki sol hareketler, hareket
ortaya çiktigi zaman, kendilerince milliyetçi bir hareket olarak görmüsler,
degerlendirmisler, bu nedenle ulusalci yani milliyetçi terimini
kullanmislardir ve daha sonra bu halk arasinda giderek UKO'culuk biçiminde
yayginlastirildi ve özellikle ülkenin Kuzey kesiminde böyle bir isimle
hareket tanitilmaya çalisildi. Aslinda UKO'culukla hareketin bir Iliskisi
yoktur. Devletin resmi yayin organlarinda, -ben daha disarida iken,
yakalanmadan- Elazig'daki tutuklamalar nedeniyle UKO'cular terimi
kullanilmisti. Aslinda ben bunu söyle yorumluyorum; hareket bir parti degil
de, bir siyasal organizasyon veya siyasal hareket degil de, bir çete ya da
ordu gibi lanse edilmek isteniyor. Bu nedenle bu isim kullaniliyor. Bir
yakistirma, bir suçlamadir. Gerçekte böyle bir sey yoktur. Bu konuya
arkadaslar deginmislerdir. Ben ikinci defa tekrar ettim. Aslinda pek geregi
yoktu. Yalniz, Örgütün kurulmasi sorununa deginmem gerekecek. Hem benim
ifademin daha net ve açik olarak anlasilabilmesi için gereklidir, hem de
diger bazi tutuklularin ifadeleri için gereklidir. Sunu kesinlikle
söyleyeyim, ben hukuku bir üst yapi kurumu olarak, egemen siniflarin kanun
biçimindeki müeyyidelerinin ortaya konulusu olarak anliyorum. Bir yaptirim
gücü varsa, ancak o an için geçerli olabilir. Hukuki bazi kanunlar veya
kurallar o an için geçerli olabilir. Yani yaptirim gücü oldugu için geçerli
olabilir. Bunun tarihsel geçerliligi ancak üretim güçlerinin gelismesine
engel degilse söz konusudur. Fakat bu kurallar üretim güçlerinin gelismesine
ket vuruyorsa, engelliyorsa tarihsel bir geçerliligi yoktur. Ben de gerek
benim, gerekse bu parti davasiyla yargilanan diger kisiler hakkinda verilen
kararlarin su anki geçerligini degil, tarihsel geçerliligini dikkate alarak,
yani ben tarih karsisinda kendimi sorumlu hissederek ifade verecegim.
Iddianamede, Ankara Demokratik Yüksek Ögrenim Derneginin içinde yer alan
Abdullah Öcalan ve diger kisilerin dernek içerisinde tartismalara
giristikleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafindan Kürtlerin sömürüldügünü
iddia ettikleri. Savcinin belirlemesinde Dogu ve Güney­dogu Anadolu
bölgesi diyor. Biz ise Orta-Kuzey-Bati Kürdistan tabirini kullaniyoruz -Türk
sömürge ve isgalinin devam ettigi söylenmis. Daha sonra da Kürt irkinin,
iste Kürtlerin oldugu, ulus niteligini kazanmis bulundugu, Türkiye
bakimindan bir sömürü düzeninin kuruldugu ve Türk askerlerinin bölgede
istilaci oldugu filan iddia ediyor. Dogru bazi seyler, ama bir kismi dogru
degil. Evet, Türk ordusunun Kürdistan üzerinde Isgalinin oldugu,
Kürdistan'in sömürge oldugu, Kürdistan'in yeralti ve yerüstü servetlerinin
talan edildigi, toplumsal yapisinin dagitilmak istendigi, dil ve kültürünün
baski altinda oldugu, gelisme sansi tanimadigi üretici güçlerin engellendigi
vs. biçimde tartismalar yapilmis, yogunlastirilmis. Ama irk-mirk meselesi
Marksizm’le pek bagdasmaz. Bu nedenle Kürtlerin irki sorunu gibi seylerin
gündeme getirildigini pek sanmiyorum ve böyle bir sey yapildigina da
inanmiyorum. Dogru degildir. Ayrica söyle bir sey var; ben bir parti üyesi
olarak, yalniz ben degil baskalari da elbette Partinin Programindan,
Partinin Tüzügünden haberdardir. Yani ben bir partinin tüzügünü, programini
okumadan bu partinin üyesi olacak kadar geri kafali degilim, hiç kimse de
degil. Burada bir parti tüzügü var, gerçekte benim okudu­gum Parti
Tüzügü ile bunun arasinda çok fark var. Parti hakkinda belirlemeler falan
sürdürülürken de özellikle bizim hakkimizda ceza istendigi kisminda bazi
seyler söyleniyor. Partinin amacindan bahsi edilirken; "bu hareketin veya bu
partinin amaci Kürt halkinin Türk, Arap, Fars sömürgecileri tarafindan
toplumsal yapisi dagitilmis ve Isgal edilmis oldugu fikrinden hareket
ederek. Türkiye'de Türk askerlerinin ve sömürgecilerin isgali altinda oldugu
kabul edilen bölgede, parti sistemine dayali devrim mücadelesiyle bagimsiz,
birlesik bir Kürdistan Devletinin kurulmasi amaci yatmaktadir. Parti
Programinda belirtildigi sekilde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hakimiyeti
altindaki topraklardan bir kismini silahli sekilde mücadele sürdürü­lerek
devlet Idaresinden ayirmak ve Marksist-Leninist temele dayali bir Kürdistan
Devleti kurmak için mücadeleyi amaç edinmistir" deniyor. Simdi, buradaki
fikirde de yine dogrularla yanlislar içice; Parti gerçekten de Kürdistan'in
Türk, Fars ve Arap sömür­gecileri tarafindan parçalandigi. Isgal
edildigi, sömürgelestirildigini falan söylüyor ve Kürdistan'in somut
konumundan hareketle o yönde asgari ve azami devrim programi koymus
bulunuyor; fakat partinin Kürt halkinin toplumsal yapisinin tümüyle
dagitilmis oldugunu belirten bir ideolojik belirlemesi yok. Zaten bir halkin
toplumsal yapisi tümüyle dagitilmissa, ondan bahsedilemez. Ama, partinin
Ideolojik belirlemelerinde su var; böyle bir imkân var deniyor. Yani,
Türkiye Devletinin hedefi "Misak-î Milli" sinirlan içerisinde bir tek Türk
ulusu yaratmaktir, bu amaçla çelisen diger azinlik milliyetlerin ve
milletlerin imha, asimilasyonla eritilmesi söz konusu deniyor. Burada birde
su var; Marksist-Leninist temele dayali devrim mücadelesinden bahsediliyor.
Partinin ideolojik görüsleri, rehber edindigi teori, Marksizm-Leninizm'dir,
bu dogrudur. Yani Marksist-Leninist ilkeler temelinde ideolojisi
sekillenmektedir. Bu temelde politikasini sürdürmektedir. Ama partinin
hedeflerini iki kisimda mütalaa etmek gerekir. Zaten Parti Programinda bu
belirtilmistir. Benim dikkatimi çeken sey, bu konuda Parti Progr***** atifta
bulunulmamasidir. Atifta bulunabilirdi, yani Parti Programi alinabilirdi.
Parti Programinda benim hatirladigim kadariyla söyle bir cümle var; "En yüce
amacimiz, sosyalizm ve komünizmdir" der; yani sinifsiz bir tolum yaratmaktir,
diyor. Bu asgari degil, azami programidir; nihai hedefidir; Ama partinin
hali hazirdaki programi, Burjuva Demokratik Devrim programidir. Asgari
program budur, yani bagimsiz, demokratik bir ülkenin, bir halk
diktatörlügünün yaratilmasi programindir. Devrim, Marksist-Leninist temelde
degil, ulusal, demokratik ve halkçi temelde gelisen bir devrim olacaktir.
Devrimin milli yani zaten Parti programinda belirtiliyor, yabanci
tahakkümüne karsi olan yanidir; demokratik yani da ülke içerisindeki ortaçag
kalintilarinin ortadan kaldirilmasi, köylünün topraga kavusturulmasi,
kadinlar üzerindeki baskinin ortadan kaldirilmasi, kadinlarin
özgürlestirilmesi vesairedir. Yani, devrim içerik olarak zengindir, öz
olarak burjuva demokratik bir devrimdir, fakat "burjuva sinifi,
Kürdistan'daki burjuva sinifi tarihsel konumu geregi, ülkenin konumu geregi
böyle bir devrimi gerçeklestirebilecek bir sinif degildir. Bu nedenle, özü
itibariyla bir burjuva demokratik devrim olan Kürdistan'in bagimsizligi ve
demokrasisi kavgasina proletarya ve tabii proletarya adina da onun partisi
PKK önderlik edecektir, deniyor. Buradaki bu belirleme, Marksist-Leninist
temele dayali devrim belirlemesi dogru degildir; devrim temel olarak
millidir, demokratiktir ve halkçidir; yani, halk olarak tabir ettigimiz
isçiler, köylüler, sehir esnafi, küçük-burjuvazi, aydinlar ve diger
yurtsever kesimleri kapsamakta, bunlara dayanarak yürütülmektedir. Politika,
ekonominin yogunlasmis ifadesidir. Politikaya bir ideoloji yol gösterebilir
veya bir politika Ideolojik bir düsünce sistemiyle bir fikirler
sistematigiyle formüle edilebilir: ama politikanin yükseldigi temel, esas da
kendisi gibi bir üst yapi kurumu olan ideoloji degildir, ideoloji ya bir
politikaya yol gösterebilir, ya da o politikanin formüle edilisi, onun
anlatilisi, onun kitlelere götürülüsü, sistemlestirilmesi biçiminde tezahür
edebilir.
Tabii devrim ulusal, demokratik ve halkçi karakterde olacagina göre, bu
devrimin yol açacagi iktidar biçimi de mutlaka ve mutlaka ulusal, demokratik
bir halk diktatörlügü veya bir halk devleti olmak durumundadir. Devlet,
Marksist-Leninist devlet olmaz. Devlet, ulusal demokratik bir devlet olur.
Bu nedenle, burada "Bagimsiz, Birlesik, Demokratik, Kürdistan" deniyor, daha
baska bölümlerde de Marksist-Leninist temele dayali bir Kürt devleti diyor.
Sunu belirteyim PKK'nin programinda Marksist-Leninist temele dayali bir Kürt
devleti degil, benim ifade ettigim gibi. Bagimsiz, demokratik, birlesik bir
ülke olusturulmasi vardir ve bu devlet milli olacaktir, demokratik olacaktir,
halkin kendi kendisini yönettigi bir yönetim biçimi olacaktir. Programda
böyle formüle ediliyor, iddianamede partinin bütün propaganda faaliyetleri
silahli propaganda gibi gösterilmek isteniyor. Her türlü eylem, özellikle
silahli eylemler de propaganda faaliyetinin bir parçasi olarak gösterilmek
isteniyor. Ve partinin silahli propagandayi kendisine yol edindiginden bahs­ediliyor.
Burada aynen söyle bir sey var: "Bölücülük faaliyeti gösteren bir takim
örgütlerin farkli görüsleri karsisinda Kür­distan Isçi Partisi kendisine
yol olarak demokratik burjuvanin yasa açiklarindan yararlanma imkâni olsa
bile, burjuva demokratik yasalarin kisitlandigi, hakim siniflarin baski
dönemlerinde çalismalarin tümden kalkacagi hesaba katilarak, halkin kendi
içinden çikan ve öz gücüne dayanan bir örgütlenme modeline gereksinme
duydugu, halklari kurtaran gücün her seyden önce, kendi öz güçlerine olan
güven, sonra dünya ileri ve demokratik halklarinin destegine bel baglayacagi
kanisindaki Marksist-Leninist görüs benimsenmis olup, bu fikirler
dogrultusunda örgütlenip, faaliyetler sürdürülmesi planlanmistir.
Ayrica, -Bu "ayrica"dan sonraki kisim önemli- propaganda ile birlikte siddet
eylemlerinin sürdürülmesi, siddet eylemlerinin esasen propagandanin bir
bölümü olarak kabul edilmesinin gerektigi savunulmustur." Burada da dogru ve
yanlis hem yan yana, hem içice. Burada, ilk okudugum kisimda partinin,
devletin koydugu yasalardan yararlanarak, legal bazi faaliyetleri
yürütebilecegi; ama esas olarak örgüt­lenmesinin ve faaliyetinin gizli
olarak yürütülmesi gerektigi biçimde bir belirleme var. Bu dogrudur.
Partiyle, yani PKK ile Kürdistan'daki diger burjuva milliyetçi örgütler
arasindaki temel ayirimlardan biridir, dogru bir belirlemedir. Ancak,
propagandayla birlikte siddet eylemleri­nin yürütülmesi ve esasen siddet
eylemlerinin daima propagandanin bir parçasi olarak kabul edildigi biçiminde
bir belirleme var ve bu Kürdistan isçi Partisi'nin amacini gerçeklestirmek
için "Program Tüzügü" basligi altinda da bu kanitlanmaya çalisiliyor. Ve bu
kanitlanma için de belge olarak Yildirim ve benimle yakalanan bir belge
gösteriliyor. Bu konuda biraz konusmak istiyorum.
Simdi, burada Iki seyi birbirinden ayirt etmek gerekir. Kanun ya da tüzük
var olan somut durumda düzeni muhafaza etmek için, düzene konan kurallardir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yapar? Düzeni korumak, sürdürmek için belli
kurallar koyar ve bunlari yaptirimlarla, ordusuyla, polisiyle destekler.
Tüzük de, herhangi bir siyasal organizasyon, herhangi bir kurum, organ
tarafindan onun islerlik kurallarini belirler. Program ise bunlardan
farklidir. Program, hali hazirdaki islerlik kurallarini belirlemez. Program,
bugünkü somut kosullardan gelecekte yapilmasi gerekeni ortaya koyar, onu
belirler. Diyelim ki, PKK programi bugün Kürdistan'in içinde bulundugu
durumu tespit ediyor. Bu tespitten kalkarak, ileride yapmak istediklerini
koyuyor. Bu nedenle program tüzügü olmaz, bir örgütün tüzügü olabilir, bir
örgütün programi olabilir; ama programin kendisinin tüzügü olmaz. Bu mümkün
degil. Birincisi, terim olarak bile yanlis, ikincisi, silahli propaganda
diger ülkelerin deneylerine dayanarak söyleyebilirim, yapilan bir eylemin,
yapilan bir isin propagandasinin yapilmasi degildir. Örnegin, ne yapilmis
diyelim, Partimiz Önderliginde Batman'da, Ceylanpinar'da, Kars'ta surada
burada bir toprak isgali, bir grev, bir miting, bir toplanti ya da bir
gösteri yapilmis, bunun propagandasinin Elazig'da yahut Ankara'da yapilmasi,
silahli propaganda degildir. Veya ona benzer bir sekilde bir ajanin, bir
gericinin veya bir çeteye karsi, hareketin silahli bir eylem koymasi ve bu
eylemin propagandasinin ülke içinde veya disinda, ya da surada burada
yapilmasi, silahli propaganda degildir. Silahli propaganda, silahin bizatihi
kendisinin propaganda amaciyla kullanilmasidir. Parti iddianamede bir çete
olarak lanse edilmek isteniyor, ya da bir ordu olarak gösterilmek isteniyor.
Aslinda siyasal bir organizasyondur. Siyasal organizasyonlar, iktidar
kavgasi veren araçlardir, iktidar araçlaridir. PKK'nin de iktidara yönelik
bir hedefi var, bir çalismasi var. Bu iktidarin mücadelesinde pek çok örgüt
-mücadele denince burada siz özellikle bazi sempatizanlari falan
sikistiriyorsunuz mücadele, silahli mücadele biçiminde veya öyle gösterilmek
veya indirgenmek isteniyor; aslinda öyle degildir. Pek çok parti vardir,
bunlarin her biri iktidara gelmek, hükümete gelmek çabasi ve kavgasi
içerisindedir, ama hükümete gelebilmenin, Iktidara gelebilmenin de degisik
yollari, araçlari vardir.
Parti, ille kan dökülmesine taraftar degildir. Biz vampir degiliz ki, bizde
insaniz. Ama eger Iktidar kavgasi mutlaka zoru kullanmayi gerektiriyorsa,
önüne iktidar olmayi görev koyan bir örgüt, bir organizasyon bundan
kaçinamaz, bu noktadan bakmak zorundadir.
Yani insan öldürmeyelim, insanlari sevelim. Insanlara saygiliyiz, hümanistiz
demek, gerektiginde savasmaya engel degildir. Pek çok ülkede -Ister bugün
sosyalist olsun, ister kapitalist olsun- hepsinin polisi vardir, ordusu
vardir, devleti vardir ve bu polisler, bu ordular niye olusturulmustur?
Gerektiginde savasmak için olusturulmustur. Yani siyasal mücadelede araç
olarak zorda kullanilabilir fakat siyasal mücadele yalnizca silahli zora
indirgenemez. Çesitli yollar vardir. Grevi de, gösterisi de, mitingi de,
örgütlenmesi de, propagandasi da. Ajitasyonu da siyasi örgütlenmenin
araçlaridir.
DURUSMA HAKIMI - PKK'nin benimsedigi usul ne?
MAZLUM DOGAN - PKK. Su ya da bu belirli biçimi kullanma ya da kullanmama
gibi anlayis içerisinde degildir. PKK önüne görevler koymustur, hedefler
koymustur.
DURUSMA HAKIMI - Nedir bu görevlerin hedefi?
MAZLUM DOGAN - Müsaade ediniz ben anlatacagim.
Mutlaka hedeflere varabilmek için uygun araçlar gerekiyor. Örnegin, ben eger
önüme Avrupa kitasindan Amerika'ya geçme görevini koymus isem, herhalde at,
merkep ya da bilmem baska araç kullanamam; ya gemiyi kullanmak zorundayim,
ya da uçagi. Yani hedefe uygun araç gereklidir. Partimiz, önüne yüce
görevler koymustur. Bunlar, azami olarak sinifsiz toplum yaratmak, yani
siniflari ortadan kaldirmak, her türlü sömürü ve zulme son vermek göreviyle,
asgari olarak ülkenin bagimsizlik ve demokrasiye ulastirilma görevidir.
Elbette, kullanacagi uygun araçlar olacaktir ve bu hedef­lerle çelisen
araçlari kullanmasi mümkün degildir. Yani makyavelist araçlar benimseyemez.
Bu partinin yüce amaçlariyla çelisir. Çünkü yüce amaçlar, büyük hedefler,
kendisine uygun araçlari gerektirir, yüce amaçlara varabilmek için çirkin
araçlar kullanilamaz. Ben daha sonra partiye, yine bazi suç­lamalar
kisminda deginecegim. Simdi, bu görevler de her partinin, her organizasyonun
içinde bulundugu tarihi kosullar ve ülkenin kosullari tarafindan
belirleniyor. Yani parti ülkenin kosullarini dikkate alarak uygun araçlari
ve yöntemleri seçebilir. Bu araçlar içerisinde basin vardir, yayin vardir,
eline geçebilirse, olusturabilirse bir radyo vardir, isçilerin ve köylülerin
örgütlendirilmesi vardir. Bu araçlar içerisinde -tabii önemlidir- silahli
zor kullanmak, bir silahli zor örgütü olusturma da vardir. Yani bayagi bir
askeri örgütlenme yaratmak da vardir. Kisacasi, parti bir çete gibi
gösterilmek isteniyor. Böyle bir sey söz konusu degildir. Ama partinin
hedefleri arasinda bir cephe yaratmak, bu cepheye bagli bir ordu örgütlemek
vardir; bu dogrudur. Bunlardan haberdarim, özellikle bu partinin ideolojik
görüslerini bilen bir kisi olarak. Evet, bir noktaya daha deginmek
istiyorum, genel seylere ek olarak. O da, daha önce buraya gidip geliyorduk.
Ben diger grupla beraber gelip gittim.
Biz, 168. maddenin temel alinarak diger 30'a yakin madde sayiliyor. Elimizde
bir kanun kitabi falan olmadigi için bu maddelerin ne anlama geldigini
bilmiyorum, sahsen ben bilmiyorum. Hatta biraz tuhaf kaçacak ama sik sik
geçiyor, bazi terimler falan geçiyor. Biz hukuk falan okumadigimiz için
kavrayamiyoruz. Öyle bir "aparat" terimi geçiyor. Polisle­rin kullandigi
bir terim mi, hukuki bir terim midir, biz bilemiyoruz. Bu aparattan ne
anlasiliyor, birbirimize sorup duruyo­ruz. Bunun gibi baska terimler de
geçiyor. Ama bildigimiz kadariyla 30'a yakin madde var. Bu maddeler sayilip
gidiyor, biz de ne istenildigini bilmiyoruz.
Fakat bizim incelemelerimizde daha önce gelmisti, 168. 125. maddelerin ne
anlama geldigini oradan çikarabiliyoruz. 168. madde bildigim kadariyla
çesitli amaçlarla çete kurmak oluyor ve bu amaçla siyasal amaçli çeteler
oluyor. 125. madde de vardir, bizim ilk kâgitlarimiz geldigi dönemde, bunu
da o zaman bir yasa kitabi vardi, orada bakmistik; "Devletin hâkimiyeti
altindaki topraklardan bir kismini devletin yöresinden ayirmak, bir baska
sebeple ilhak etmek amaciyla veya bagimsiz bir devlet kurmak amaciyla veya
baska amaçla; yani devletin hâkimiyeti altindaki topraklardan bir kismini
devletten koparma eylemi yapmak ve bunun suçunun cezasi idamdir." Benim
kanaatime göre. Ister 168, ister 450, ister 170 veya baska maddeler olsun -bunlarin
hangi anlama geldigini bilmiyo­rum da- bizim hakkimizda uygulanan madde
125. maddedir ve bize göre hüküm buna göre verilebilir diye düsünüyor idik
ve bunu burada söyleyecektik. Fakat yani bilmiyorduk 125. maddeye göre
yargilanma ihtimalimiz de var. Ama bunu bil­mememize ragmen bizim
hakkimizdaki hüküm 125'e göre verilecek kanaatinde idik. Yani 168. su, bu,
ordu falan gibi gösterme aslinda gerçekle bagdasmayan hukuki gerekçedir.
Çünkü bizim yargilan­mamiz hukuki seyden çok benim kanaatime göre,
siyasal yani agir basan bir yargilamadir, siyasal bir yargilamadir. Zaten
bildigim kadariyla 125. madde de siyasal suçlari, yani siyasal nitelikli bir
suçu içermektedir. Siradan bir adli, siradan bir polisiye vakayi
ilgilendiren bir madde degildir, öyle olmasini gerektirir. Hukuk konusunda
pek fazla bilgim olmadigi için elimde usul yasasi ya da kanuni yayinlar
olmadigi için ben bu konuda daha fazla bilgi sahibi degilim. Bir seye daha
dokunmak istiyorum, aslinda sizin de isteyebileceginiz, diger saniklarin da
pek çogunun aydinliga kavusturabilecekleri. Tarihsel olarak da pek çok
gerçegi açiga çikarabilecek bir ifadenin verilmesi mümkün olabilirdi. Eger
elimize söz konusu istihbarat dokümanlari-istenmistir- geçebilseydi, ifa­delerimizi
yazili olarak verme imkânimiz olsaydi, yasa kitaplari elimizde olabilseydi
genis açiklamalarda bulunabilecektik. Ama ben burada elime sirf iddianameyi
alarak hemen -elektronik beyin degilim, süper zeki bir insan da degilim,
normal bir insanim- bütün bildigimi, tüm duydugumu mahkemeyi de aydinlatacak
tarzda anlatabilecek durumda degilim. Bu nedenle ancak partiye yönelik genel
seyler hakkinda bu kadar genel bir toparlama yapabildim, ama su var, partiye
yönelik bazi suçlamalar var. Iddialari yine de cevaplayacagim. Bunlarin
içerisinde partinin halka karsi zorbalik yaptigi, zor kullandigi biçiminde
bir sey var. Eger halktan isçiler, köylüler, aydinlar, gençler ve diger
yurtseverler anlasiliyorsa bu dogru degildir; ama çesitli feodal güçler,
gericiler, ajanlar falan anlasiliyorsa dogrudur. Bunlara karsi hareket,
kendisini korumak için zor uygulamistir. Yalniz ben açik yüreklilikle sunu
da tespit edeyim; hareketin safinda olan veya ona destek saglayan, onunla
beraber kavga eden insanlarin hepsinin siyasal bilinç düzeyi, ideolojik
bilinç düzeyi, meseleleri kavramalari bir degildir, bu mümkün degildir. Yani
insanlar ayni kaliptan çikmaz. Bu insanlardan bir kismi parti adina ya da
hareket adina çesitli kisilere karsi kaba da davranabilir, zor da kullanmis
olabilir veya belli baskilar da yapmis olabilir: ama bu, partinin çizgisini,
ideolojisini yansitmaz. Böyle bir sey yoktur. Yani parti kendisini halkin
içinden çikmis kabul ediyor. Ve onun kavgasini veriyor. Bu isçi sinifinin
örgütü, isçi sinifi temeline dayaniyor ve sinif olarak isçi sinifi temeline
dayandigi halde kitlesel temel olarak kendisine genis halk kitlelerini,
emekçi kitleleri almis. Gene emekçi kitlelerine dayanan, ondan güç alan bir
siyasi organizasyonun onlara karsi baskici, onlara karsi zorbaci olmasi
kendi kendisini tüketmesidir.
Bunun isiginda bazi iddialara dokunmak istiyorum. Ben sunu da tespit edeyim:
Bizim sorgulamamiz esnasinda yanimizda bir de kiz arkadas vardi. Burada
hareketle iliskisinin olmadigini söyledi. Aslinda bir sempatizanimizin
esidir. Ben kendisini o zamana kadar gerçekten tanimiyordum. Fakat
sorgulamamiz esnasinda, dönüste ben istihkâm cezaevindeydim, o 1 No'lu
cezaevine götürülmüstü. Daha sonra ben 1 No'luya geldigimde kendisiyle
görüstüm ve bana aynen sunu söyledi: Dedi ki, "Orada bana zorla iki kâgit
Imzalatildi." imzalamasaydin, dedim. "Bana tecavüz ettiler, bana cop
soktular, ben de imzalamak zorunda kaldim.’’ dedi. Ben bunu bugüne kadar
hiçbir yerde söylemedim, kimseye açiklamadim; ama gerçek de bu. Yani, sudur:
iskence, baski, zor aslinda devletin öteden beri resmilesmis politikasidir.
Siz bile burada sorgulama yaparken savcidaki ifadeyi veya hakimdeki ifadeden
bahsederken, "bu baski altinda olmayan ifadenizdir" diye belirtiyorsunuz.
Yani poliste iskence yapildigini, baski yapildigini zimnen de olsa
kabullenmis oluyorsunuz.
Partinin bazi sempatizanlari, bazi taraftarlari kendileri yoksul, emekçi
kökenli olabilirler, sirf sinif kökenleriyle hareket edebilirler. Bu nedenle
bazilarina karsi hos olmayan, kaba davranislarda bulunmus olabilirler,
yanlis davranista bulunmus olabilirler; fakat bunlar partinin politikasi,
partinin ideolojisinin gerektirdigi seyler degildir, olmamistir. Bu kisiler
parti tarafindan cezalandirilir; hafif bir sekilde kinanir veya uyarilir.
Ben devleti örnek olarak bunun için verdim. Simdi kendimle ilgili bazi
seylere deginecegim. Benimle ilgili bazi suçlamalar var, isterseniz bunlara
cevap vereyim, isterseniz bastan baslayayim, bayagi yasam hikayem biçiminde
anlatayim.
1974-75 senesinde ben üniversite sinavinda Hacettepe'yi tutturmustum puan
olarak. Hacettepe'ye kaydimi yaptirdim. Daha Önce de ben sol egilimliydim,
çesitli sol yayinlar, gazeteler, dergiler, kitaplara kadar okuyordum.
Marksizm'e, Leninizm'e sempati duyuyordum. Yüksekokula geldikten sonra o
siralar baslangiçta ADYÖD vardi. Bir iki defa ADYÖD'e, bir iki sefer DGB'ye
ve TSIP'e gittim; ama orada pek fazla kisiyle tanismadim, tanimiyordum. Daha
sonra ADYÖD kapatildi. Bu arada Hacettepe Dernegi v.b derneklere gidip
gelmeye basladim. Buralarda devlet konusunda, demokrasi konusunda, fasizm
konusunda, parti örgütlenmesi konusunda, mücadele konusunda çesitli
kisilerle konusur, tartisirdim.
Benim gibi konusup tartisanlardan biri de Sahin Dönmez'di ve Sahin Dönmez'le
biz ayni siniftaydik Hacettepe'de, hazirliktan beri beraberdik. Sahin Dönmez
1975'ten sonra, herhalde ortalarindan itibaren sik sik uluslarin kaderlerini
tayin hakkindan bahsetmeye basladi. O siralar Sahin Dönmez disinda da
aslinda bu konu konusuluyordu. Özellikle TKIP tarafindan, "TKIP davasinda
isçi köylü sorunu" falan diye brosürler falan vardi. Baskalarinin milli
mesele hakkinda fikirleri olmamakla, uluslarin kaderini tayin konusunda
bilgi sahibi olmamakla suçluyorlardi. Ben onu falan da okudum. Zaten aslinda
bende bir açgözlülük var. Ben ne kadar kitap, ne kadar dergi, gazete falan
çikiyorsa hepsini alip okumak istiyordum. Bir kismini okuyabildim, bir
kismini okuyamadim. Bu ayri bir sorun; ama hepsini siraliyordum.
Bu konuda o zaman benim gibi Ankara'da ögrenci olan kiz kardesim vardi. Ayni
zamanda da okula devam ediyordu, maasini da aliyordu. Sikistiriyordum, para
buldukça aliyordum. Arastiriyordum, okuyordum.
Kendi arastirma, incelemelerimde, zaten kendim Türkiye'nin baska illerinde
okumustum. Daha önce Eskisehir'de Balikesir'de falan okumustum. Ben devrimci
sempatizan oldugum siralar, devlet konusunda, demokrasi konusunda buldugum
her türlü kitabi milli mesele konusu dahil okuyordum. Marksizmin-Leninizmin
bütün temel konularla ilgili görüslerini kavramaya çalisiyordum. Bu arada
Sahin'le milli mesele, uluslarin kaderini tayin hakki konusunda konusuyorduk.
Sahin'in net, kesin ve dogru görüsleri henüz gelismis degildi. Bilmiyordu
dogru dürüst; ama sagdan, soldan ögrendigi kadariyla konusuyordu. Sonradan
çikardigim kadariyla veya anlasiliyor ki, demek ki bu konuyla ugrasan veya
bu konuda konusan baska insanlarla ya temas halindedir ya da onlarla belirli
bir tartisma içerisinde falan bulunmakta bu nedenle bunlari sik sik gündeme
getirmektedir. Beraber oturdugumuzda, çay içtigimizde, yemekhaneye falan
gittigimizde sürekli konusmalarimizda milli meseleyi ön plana çikarir, bu
konuda görüs beyan etmemizi isterdi. Bizim bu konuda arastirma yapmamizi
isterdi. Tabii o siralarda baska kisiler tarafindan da konusuluyor,
tartisiliyor, arastiriliyor, üzerinde duruluyordu. Ben milli mesele
konusunda kitap arastirmaya, bulduklarimi okumaya basladim. O dönemlerde
henüz "uluslarin kaderini tayin hakki" Lenin'indir bu eser, Stalin. Marks'in
milli mesele vs. gibi eserler piyasaya çikmamisti. Baskalarindan arastirdik,
aradik, taradik. Bulamadim ben pek fakat diger çesitli siyasi gruplarin veya
dergilerin, çevrelerin bu konudaki görüslerini de ögrenmeye çalistim.
Buldugum kitaplari okumaya çalistim. 1976 yilina dogru artik milli mesele
hakkinda ben de birkaç kitap okumus, bazi seyler biliyordum: ama elbette
daha sonraki kadar gelismis, net kesin görüslerim henüz yoktu. Yalniz bu
arada Sahin'le yine ara sira konusmalarimiz devam ediyordu. Sahin disinda
baska kisiler vardi. Onlar daha sonra bu harekette falan yer almadilar.
Onlar da milli mesele konusunda falan görüs beyan ediyor, ileri sürüyorlardi,
fikirler belirtiyorlardi.
Ben DDKD kurulus toplantisinin yapildigi zaman DDKD'ye gittim. DDKD'yi ve
DDKD'lileri sevmezdim. DDKD ve DDKD'lileri burjuva milliyetçisi olarak
görüyordum ve kesinlikle daha bastan beri ben onlara karsiydim. Oraya
gittim. Oradaki konusmalarim falan begenmedim. Ben kendimi enternasyonalist
çizgide bir Marksist ve Leninist görüyor veya öyle olmaya çalisiyordum.
Onlari da milliyetçi olarak görüyordum, bu nedenle kendilerine pek bir
yakinlik duymuyor, onlarla pek fazla konusmuyordum bile. Çünkü kendilerinin
zaten Marksizm hakkinda pek görüsleri yoktu.
Bir ara baska bir arkadas beni Haki ile tanistirdi. SBF yurdumuydu yahut
Hukuk bahçesi miydi iyi hatirlayamiyorum. Haki bana milli mesele hakkindaki
görüslerini de dahil çesitli konularda görüslerini söyledi. Bu arada DDKD'yi
de benden daha sert, daha kiyasiya elestirdi ve burjuva milliyetçisi
olduklarini, çalisma yöntemlerini, anlayislarini, ideolojilerini elestirdi,
bu benim hosuma gitti. Daha sonraki dönemlerde de yine bu kisiyi bulmak
onunla konusmak istedim; ama sik sik kendisiyle karsilasamadim, konusamadim.
Ama kendisine karsi bir hayranligim söz konusu idi ve giderek bu hayranlik,
onlarla beraber hareket etmeye, ideolojilerini benimsemeye kadar gitti.
Yalniz, kisinin kendisine hayranliktan çok, anlattigi düsünceler benim de
düsüncelerime denk geliyor, uygun geliyordu. Ben bu kisilerin bir grup mu,
bir hareket mi veya sey mi oldugunu bilmiyordum; ancak kendileri tarafindan
tasvip edilmek, kendileri tarafindan görevlendirilmek falan istiyordum,
bayagi da heyecanli idim bu konuda, iste memlekete geldigimde, kardesim de
dahil, pek çok kisiye, o arkadastan, Haki'den ve yine Haki'nin
arkadaslarindan daha sonra benim de arkadaslarim oldu Cemil gibi Turan gibi;
ögrendiklerimi hemen anlattim, iste Ortadogu'da bir ekonomik, siyasal ve
sosyal huzursuzluk söz konusudur. Ortadogu, dünyada ekonomik bakimdan çok
büyük öneme sahiptir. Bugün dünya ekonomisine sahip olabilmek için Ortadogu
petrolüne sahip olmak gerekmektedir. Çaglar boyunca Ortadogu hep siyasal
bakimdan çok önemli bir merkez olmustur. Dünyaya hakim olmak isteyenler,
iste ilk çagdaki emperyalist devletler olsun daha sonraki feodal dönemde
olsun hatta kapitalist dönemde olsun Ortadogu'ya sahip olmak istemislerdir.
Ortadogu bugün kapitalizmle sosyalizm arasindaki çekismenin odagini
olusturuyor. Ortadogu'da Kürdistan çok stratejik bir yerde yer alir.
Kürdistan'in jeopolitik önemini iyi kavramak gerekir, iste eger Ortadogu'da
emperyalizm kovulmak isteniyorsa, Ortadogu emperyalist-kapitalist bloktan
koparilmak isteniyorsa, mutlaka Ortadogu'nun gericiligin yogunlastigi merkez
olan Kürdistan'da devrim yapmak gerekiyor. Bu da Kürdistan devrimi,
Kürdistan devriminin önderligini burjuvaziye, burjuva milliyetçilerine
birakmamak, proletarya önderligindeki bir devrimle mümkün olabilir.
Kürdistan'da bagimsiz bir proletarya partisi olusturmak, proletarya
önderliginde isçileri, köylüleri, esnafi ve diger yurtsever sinif tabakalari
örgütlemek gerekiyor. Iste bu konuda Kürt aydinlarina, Kürt gençlerine görev
düser. Bize görev düsüyor, biz bu konuda faaliyet yürütelim falan benzeri
konularda o dönemde arkadaslar tarafindan savunulan bize de anlatilan
görüsleri ben de çevreme anlatmaya çalistim. Hatta 1976 yili Haziran ayi
falandi her halde o dönemde. Suruç'ta bir Suruçlu bir genç öldürülmüstü,
adini hatirlamiyorum Hacettepe'de bizim okulun ögrencisiydi, bu kisinin
cenaze törenine bazi arkadaslar gelmis katilmislardi Ankara'dan, Hayri ve
Kemal de bunlarin içindeydi, bunlar yakalanmislardi Suruç'ta, Diyarbakir'da
cezaevine getirilmislerdi. Ben bu arkadaslarla henüz fazla siki iliskim
olmadigi halde Karakoçan'dan çiktim bunlari ziyarete geldim. Herhalde
hatirladigim kadariyla bilmiyorum 1200 mü ne para harçlik verdim. Yani
oldukça yakinlik duyuyordum ve beraber faaliyet yürütmek istiyordum. Daha
sonra, diyelim bir genç tanidiysam, ya da bir Insan tanidiysam herhangi bir
bölgeye gitmek, ona hareketin görüslerini anlatmak istiyordum. 1976
sonlarimiydi, 1977 baslarimiydi kesin hatirlamiyorum, ama o dönemde ben
okulu birakmak, artik tümüyle kendimi hareketin ideolojisi dogrultusunda
faaliyet yürütmeye vermek istedim, ona adamak istedim. Böyle bir örgütlenme
veya bir görevlendirme falan söz konusu degildi. Yalniz bu arkadaslar henüz
kendi görüslerini kavramadigim için bana pek o siralar güven duymuyor, bu
tür görevler falan vermiyorlardi. Örnegin bir görüsler falan konusulacaksa
ideolojik olarak kendileri konusurlardi, ben de yanlarina oturup
dinliyordum. Benim bu istegim kabul edildi. Ben kendim dedim iste gidecegim,
yani para mara falan istemiyordum, zaten yoktu da, o sira çok ilginç
yöntemlerle biz para buluyorduk, örnegin ben aileme bas­vuruyor,
diyordum ki, bir takim elbise alacagim diye dayatiyordum veriyordu. 1000,
800, 900, 600 lira para; ben onu götürüyordum ya Haki'ye veriyordum ya
Cemil'e veriyordum ya kitap aliyordum ya da diyelim benim Ankara'da ya da
Istanbul'da bir yerde tanidigim bir arkadasim var Diyarbakirlidir, duyuyorum
iste ailesin­den falan adresini arastiriyordum, yanina geliyordum; yahu
iste sen nesin, ne düsünüyorsun, ona hareketin görüslerini anlatarak
taraftar bulmaya çalisiyorduk. Yani tek tek kisilerle bile ugrasiyorduk. Bir
adami ben bilmem Batman'da taniyorsam, onun pesinden gidip mümkünse onu
kazanmak, onun vasitasiyla orada bir çevre edinmek çabasi içerisine
giriyordum. Batman o dönemde oldugu gibi simdi de büyük bir isçi kentidir.
Batman'da genis bir kitle temeli olusturabilmek, her siyasi organizasyonu
özellikle, ben isçi sinifini temsil etme iddiasindayim diyenlerin arzusudur,
amacidir. Bir ara benden önce Haki arkadas Batman'a gelmis; fakat Kürtçe
bilmedigi için ve Batman'daki burjuva milliyetçileri tarafindan da bu
Türk’tür burada ne ariyor, iste bu hem Türk’tür hem Kürtçülük yapiyor
biçimindeki suçlama ile karsi karsiya kaldigi için Batman’i terk etmek
zorunda kalmisti. Daha dogrusu Batman'i terk etmeden önce bana Kürt­çe
bilen bir arkadas falan yok mu yanima gelsin biçiminde bir arzu belirtmisti.
Ben bunu duydum, çirpindim illa Haki'nin yanima gidecegim, beni birakin
gideyim falan diye; fakat Haki kendisi Batman'i terk etti. Ben Haki'ye
söyledim iste beni gönder dedim, yalniz o da henüz yeni oldugum, tecrübesiz
oldugum için hem agir olabilecek bir görevin altina, bir sorumlulugun altina
girip ezilmemden korkuyor, hem de sevkimi, heyecanimi kirmak istemiyordu,
"sen bilirsin" dedi. Ben 76 sonlarina dogruydu valizimi topladim, ailemden
kopardigim parayi da alarak o zaman pek fazla sayilmazdi her halde 500 lira
paraydi, Güney illerine geldim. Duyuyordum Ceylanpinar'da ne olacak, iste
fasizm konusunda bir seminer verecek, ben arabaya atliyorum Ceylanpinar'a
gidiyordum, kahvede oturuyordum birinin yaninda iste yahut TOB-DER'de
oturuyordum. Bazi kisilerle bireysel ahbaplik, dostluk kurarak, mümkünse
evinde yatmaya çalisiyordum. Ertesi gün seminere katiliyor, bildigim
görüsleri savunuyordum. Böyle turist gibi geziyordum.1977'ye dogru artik ben
Batman'da kalmaya, basladim. Sik sik Batman'a gidiyordum, bir hafta
kaliyordum, 3 gün kaliyordum, 5 gün kaliyordum.
DURUSMA HAKIMI - Nerede kaliyordunuz kimde kaliyordunuz?
MAZLUM DOGAN - Bazen disarida kaldigim da oldu. Yani yaz aylarina dogru.
Nisan ayina dogru yatacak ev bulamiyordum, yemek de bulamiyordum; ne
yapiyordum, disarida yatiyordum. Ama diyelim ben TÖB-DER'e gidip oturuyorum,
ya da Lis-Der var gidip oturuyordum, aksama dogru oluyor bir genç, bir
delikanli "agabey bu gece bizim eve gidelim" diyorsa, hiç firsati kaçirmiyor,
direkt onlarin evine gidiyordum. Ertesi gün davetsiz olarak gittigimde
oluyordu. Yani zar zor idare ederek kalmaya, propaganda yapmaya çalisiyordum.
Diyelim ki, bir genç beraber oturuyoruz, beraber çay, sigara içiyoruz, ben
ona hemen herhangi bir konu falan açarak hareketin görüslerini götürmeye,
onun tasvibini almaya çalisiyordum. Bu konuda Batman grubundan bir kisim
insan buradadir, bunlar tanik olmuslardir, benim disarida yattigimi da bir
kismi bilir, aç kaldigimi, perisan kaldigimi da bilir.
Kisacasi aslinda halkin misafirperverligi söz konusuydu, gençlerin, bu tür
davetlerini falan hiç kaçirmiyorduk. Hatta bir kismi diyelim elbiselerimiz
kirli, bu evde kaliyoruz, sabahleyin bize temiz giyecek elbise, gömlek de
veriyorlardi, gömlegi­mizi falan da degistiriyorduk. Bu yalniz benim
için degil, baska arkadaslar için de söz konusu yani, biz belli olusmus bir
fon veya bir merkezden veya bir seyden gelen bir para ile ya da suyla, buyla
geçinmiyorduk. Bir köye, bir kasabaya, suraya, buraya bir yere oturuyorsak
bu kimisi hemserilikten olabilir, uzaktan bir tanidiktan olabilir, bir
merhabadan olabilir, biriyle diyelim bir yerden bir yere otobüsle yolculuk
ediyor, kendisini sahsen taniyorsak veya konusuyorsak, nereli oldugunu
ögreniyorsak daha sonra pesini birakmaz gider onu arar bulur, onun
vasitasiyla orada is yapmaya, bazi kisileri tanimaya, hareketin
ideolojisini, görüslerini götürmeye çalisirdik. 1978'in sonlarina kadar bu
böyle sürdü.
DURUSMA HAKIMI- Batman'da mi kaldiniz?
MAZLUM DOGAN - Hayir benim faaliyetlerim 1978 ortalarina kadar, Agustos'una
kadar, Temmuz'una kadar hep böyle bu tarzda sürdü.
Burada bazi saniklara propaganda ile ilgili seyler sorulurken, hangi
eylemlerin propagandasini yaptin? Onlar da su su eylemin propagandasini
yaptim diyorlar. Ben sahsen hiç, eylem propagandasi yapmadim, hiç yapmadim.
Ben, Marksizm'in, Leninizm'in propagandasini yaptim. Ben Kürdistan
devriminin propagandasini yaptim. Ben, Marksizm'in devlet hakkindaki,
Marksizm'in demokrasi hakkindaki, Marksizm'in örgütlenme hakkindaki,
Marksizm'in ulus hakkindaki, Marksizm'in ulusal kurtulus mücadelesi
hakkindaki, Marksizm'in askerlik hakkindaki konular üzerinde konustum, bu
tür konular üzerinde tartistim. Ben iste surada su eylemin, burada bu
eylemin propagandasini yapmadim; ama eylem propagandasini hiç mi yapmadim?
Yaptim. Örnegin, bir yerde, bir köyde oturduysam diyelim ki, Süleymanlarla
Ilgili 1978'den sonra, Süleymanlilarla bir çatisma var, böyle bir asiretçi
feodal çete ile. Bir köye gidip oturdum, ne yapiyorum; Süleymanlarin gerici
niteliginden, onlarin ajan niteliginden, onlarin halka baski uyguladigindan,
hareketin buna karsi mü­cadele ettiginden, bunun dogru oldugundan
bahsediyordum, benim gibi baskalari da bahsediyor.
Burada propaganda yaptik diyenlerin pek çoguna, hangi eylemlerin
propagandasini yaptin diye soruluyor? Onlar da sunun propagandasini yaptik
dediler. Aslinda onlar da benim gibi, devletin, demokrasinin, Kürdistan'in
içerisinde bulundugu durumu, ekonomik, sosyal, siyasal durumu hakkinda kendi
bildikleri kadar, dogru veya yanlis olusmuslardir yani, tek propaganda seyi,
mutlaka su eylemin propagandasini yapmak biçiminde somutlastirilamaz. Hele
ben sahsen daha çok ülkenin içerisinde bulundugu durum ve nasil
kurtulabilecegi, nasil bir mücadele anlayisinin gerektigi, hangi tür
araçlarin kullanilmasi gerektigi hakkinda konustum, daha çok da konustugum
aydin kisilerdi, benim söyleyeceklerimi kavrayabilecek, ya da
arastirabilecek, ögrenebilecek kisilerdi.
Bu su anlama gelmez. Hiç köylülerle, hiç isçilerle, hiç siradan insanlarla
konusmadim. Onlarla da konustum. Gerektiginde beni seven, köyüne davet etmek
isteyen bir genç olduysa hiç firsati kaçirmadim, köylerine kadar da gittim
yani, kitlelerle nasil iliski kurulabilirse, bunun yeri neresiyse, ister
kahve, ister dernek, ister sendika, ister köy, ister yol, sokak olsun bunu
kaçirmadim, bundan yararlandim, propaganda islevini bireysel olarak kendi
basima sürdürdüm, takildigim konular olduysa hareket adina belirtemeyecegim
görüsler olduysa ya geçistirdim, ya da benim gibi hareketin propagandasini
yapan baska insanlarla karsilastigimda onlara sordum, bu konuda ne diyeyim?
Örnegin, diyelim örgütlenme konusunda, neyi savunayim, hangi görüsü ifade
edeyim üzerinde konustum, tartistim, onlarda aldigim bilgileri tasidim,
kitlelere kadar götürme mücadelesi verdim.
Bu tür faaliyetim 1978'in Haziran'ina kadar midir Mayis sonu mudur iyi
bilemem oralara kadar sürdü yani, genel olarak ben çesitli yerlerde sözlü
propaganda yaptim.
Diyarbakir'da bir olayda benim adim verilmis, ben ilk defa karsilastim. Ali
Dursun'un kaçirilmasi olayinda, bu dogru degil, kesinlikle dogru degil.
Zaten ben böyle eylemlere falan hiç katilmadim, en fazla 1-2 defa kuryelik
yaptim; yani bir yerden bir yere esya götürdüm. Diyelim ki; Diyarbakir'dayim,
herhangi bir toplanti için, ya da bir tartisma için, bir konusma için, ya da
bir kisi ile bir yerde tanismis, konusmusum, onunla iliskileri
sürdürebilmek, onu kazanabilmek için, Batman'a gidecegim, ya da Bismil'e
gidecegim, benim gidecegim yerde, burada ne yaparim?. Bir kitaptir,
gazetedir, ya da dergidir veya bir afistir, ben onu da beraber götürüyorum.
En fazla yaptigim budur. Eylemlere falan katilmadim.
O dönemde zaten ben Diyarbakir'da da degildim. Bahsettigim seyi, yani Ali
Dursun'un kaçirilmasi olayini ben gazeteden ögrendim. Hatta gazetede yanlis
yazilmisti, söyle yazilmisti, iyi hatirliyorum: "Iste Ali Dursun kaçirildi
arkadaslari tarafindan, öldürüldü" biçiminde, "polisten alinan bilgiye göre
arkadaslari tarafindan öldürülmüs" biçiminde yazilmisti. Ben böyle duydum o
zaman.
Bu arada çok ilginç bir noktaya daha deginmek istiyorum, o da su: Halk
mahkemeleri, bu halk mahkemeleri yalniz Hilvan ve Siverek için geçiyor,
baska hiçbir bölgede geçmiyor. Bu halk mahkemeleri konusunda konusmak
istiyorum. Halk mahkemeleri demokratik bir yargilama biçimidir, halkin
bizatihi kendisinin yargi yetkisini kullanmasidir. Bu parti programi, parti
hedefleri içerisinde vardir; ama parti, hakimiyeti altinda olmayan bir
alanda, yönetim kuramadigi bir alanda nasil halk mahkemeleri kurulabilir?
Kendisinin hükmü geçmiyor ki. Eger hükmü geçse; yani eger diyelim bir alani
kurtarmis olsa, orada elbette yargilamasini kendisi yapacak, idaresini
kendisi kuracaktir; ama bugün Kürdistan Türkiye devletinin denetimi
altindadir, onun idaresi altindadir, onun hukuk kurallari geçerlidir, onun
tarafindan her seye hükmedilmektedir. Yani, halk mahkemeleri falan diye bir
sey yok. Eger olsaydi, ben de duyardim. Hilvan'da oldugum dönem içerisinde
herhangi bir yargilamayi falan duyardim. Derler ki, efendim iste biz su
adami yargiladik, su kadar sey verdik. Hatta halk mahkemeleri hakkinda çok
Ilginç seyler var.
Örnegin, halk mahkemeleri denen seylerin ayni zamanda parti üyelerini
yargiladigindan bahsediliyor, parti üyelerini yargilayip cezaya çarptiriyor.
Hâlbuki parti tüzügünde deniyor ki. "parti üyelerinin yargilanmasi
konusunda, parti merkez komitesi disiplin kuruluna havale ediliyor. Disiplin
kurulu cezayi veriyor" deniyor: yani partinin kendi üyelerini cezalandirmasi
için yetkili organlari var, tüzükte belirtiyor, buradaki tüzükle de asil
tüzükte de var. Parti tüzügünde, parti üyelerinin nasil cezalandirilacaklari,
ne tür cezalar alacaklari onlari yargilayan merci, hiçbir zaman söz konusu
olmayan bir halk mahkemesi falan degildir.
DURUSMA HAKIMI - Simdi, sizi Kürdistan fikrine ileten sebep ne? Neden
Kürdistan diyorsunuz? Tarihi tetkik ettiniz mi?
MAZLUM DOGAN - Ettim.
DURUSMA HAKIMI - Hangi kaynaklardan tarihi tetkik ettiniz. Bunun tarihi
gelisimi ne? Bir de Marksist oldugunuzu söylüyorsunuz. Marksizm'in irkçiligi
reddettigini söylediginiz, belirttiginiz halde neden bu ise yöneldiniz?
Kendi fikirleriniz arasinda bir çeliski dogmuyor mu?
MAZLUM DOGAN - Simdi benim Kürt ve Kürdistan fikrine nasil ve ne zaman
yöneldigim konusundaki soru ilginç bir soru benim açimdan. Çünkü bu bir
günde yönelinecek bir sey degil. Ben 26 yasindayim. Bu hareketle iliski
kurdugum dönemin 1976 seneleri oldugunu düsünürsek 21 yasinda falan
oluyorum. Bu döneme kadar benim hayatta çesitli pratiklerim ve insanlarla
çesitli temaslarim vardi. Okuyorum, görüyorum, duyuyorum, tartisiyorum.
Elbette bende belli bir fikir olusmaya basliyor. Kürtlerin varligi veya
yoklugu sorunu benim açimdan tartisilmamasi gereken bir soru. Tartisma
konusu bile yapmayi gerekli görmüyorum. Çünkü bu son derece açik olan somut
bir gerçektir. Bu, Türkiye'deki resmi çevreler tarafindan bile artik
benimsenmektedir. Gerçi TRT'de etnik gruplar tabiri kullaniliyor ama
Türkiye'deki diger basin artik daha önce hiç kullanmamasina ragmen Kürdistan
tabirini kullaniyor; bu çok ilginçtir. Bizim fasist olarak nitelendirdigimiz?
MHP Baskani Türkes bile hatirladigim kadari ile 1978'de Iran'daki
gelismelerle ilgili olarak Azeri'lerle, Kürtlere yönelik olarak Humeyni
yönetimini, bunlari katliama ugrattigini, devletin bunlara karsi kayitsiz
kalmamasi gerektigini bahsediyordu. Ben kendim, Türkiye'de çikmis, Kürdistan
ve Kürtlükle ilgili hangi yayini bulduysam okudum. Bununla da yetinmedim.
Bir tek cümle, bir tek kelime bile geçtigini sandigim eserleri bile okudum.
DURUSMA HAKIMI- Hangi seyleri okudun?
MAZLUM DOGAN - Ben, Çagdas Kürdistan Tarihi, diye bir kitap vardi Ronahi
yayinlarinin Almanya'da basilmis, onu okudum.
DURUSMA HAKIMI- Evet. "Günes" yani,
MAZLUM DOGAN - "19.yüzyilda Kürdistan Üzerinde Mücadele" Halfin adli biri
tarafindan yazilmis. Komal yayinlari tarafindan çikmisti, okudum. Mehmet
Emin Zeki'nin Kürdistan, Kürtlerin tarihi üzerine olan bir yazisi vardi.
Kürtler ve Kürdistan diye çikmisti, okudum. Zinar Silopi'nin, Pesrivan'in
Kürdistan üzerinde yazdiklari, elden ele geçen yazilarim okudum. Avukatsiz
Halk, Kürtler diye bir eser vardi, onu okudum. Evliya Çelebi'nin
Seyahatnamesinde Kürtlerle ilgili bölümü okudum. Osmanli tarihinde
azinliklar ile ilgili kisimlari, sekiz ciltlik Ismail Hakki Uzun Çarsinin
Osmanli Tarihi'ni okudum. Kürtler, Kürtlerin Kökeni biçiminde eserler vardi,
biri Osman Nuri'nindi, onu okudum. Ve saire ve saire, yani... Bazil
Nikiti'nin Kürtler adli eserini okudum. Yani Kürtler hakkinda bir sey
bulabilecegimi anladigim pek çok eser okudum. Bu arada sunu da söyleyeyim.
Genel Kurmay tarafindan yayinlanan bir de eser okudum. Bu da Cumhuriyet
Döneminde Ayaklanmalar adli bir eserdir. Ankara'da oldugum, milli meseleyi
arastirdigim dönemde okudum. Burada cumhuriyet tarihinde ayaklanmalardan
bahsediyor. Devletin resmi yayini açiktan açiga devletin Kürdistan'a yönelik
politikasini ortaya koyuyor ve Kürtler ve Kürdistan'dan benim bahsettigim
gibi o yayin da bahsediyordu. Yazik ki ben o eserin tümünü okuyamadim. Elime
geçebilseydi, bir kismim o zaman çok arzulardim. Not almak istiyordum.
Dersim hareketi ile ilgili olarak. Seyh Sait ayaklanmasi ile ilgili olarak
takip edilen politikalar, bunlarin yerleri, sunlari, bunlari ile ilgili
seyler vardi. Ben yalnizca bir gecelik göz gezdirebildim. Orada da resmen,
alenen yaziliydi.
Zaten eger Kürtler ve Kürdistan diye bir sorun olmamis olsaydi. Kürtlük ve
Kürdistan sorunu ile ugrasan insanlar olmasina gerek kalmazdi. Sosyal
olaylar, toplumsal olaylar öyle olaylardir ki, onlar kendileri zamani
geldiginde dayatir. Yani toplumlar, uluslar, siniflar, partiler ve
organizasyonlar önlerine gerçeklestiremeyecekleri hedefleri koyamazlar. Eger,
gerçeklestiremeyecekleri hedefler koyarsa kafasini tasa çarpar. Niye
1900'Ierde, 1600'lerde, 1700'lerde, hatta ve hatta 1945'lerde. 1950'lerde,
1960’larda bir Kürdistan Isçi Partisi yoktu. APO'culuk diye bir sorun yoktu.
Bu kadar kisi bir at hirsizligindan, esek hirsizligindan degil de ya da
bilmem bir baska suçtan degil de siyasi bir olaydan mahkeme önüne çikiyor.
Bu açik bir sey. Ben Kürtlerin tarihi hakkinda da bilgi verebilirim: ama
Kürtler için varligini ve yoklugunu tartismayi kesinlikle gereksiz
görüyorum. Bu açik olan bir sey.
DURUSMA HAKIMI- Evet, çok kisaca.
MAZLUM DOGAN - Kürdistan tarihi hakkinda benim...
DURUSMA HAKIMI- Simdi bu okudugunuz yayinlar, yazarlarin sahsi fikirlerine
mi dayaniyordu, yoksa belirli bir kaynagi aktararak mi?
MAZLUM DOGAN - Kimisi sahsi kanaatine dayaniyor, kimisi belirli bir kaynaga
dayaniyor. Örnegin Heredot'un tarihini okudum. Heredot Medler hakkinda bazi
seyler söylüyor. Aktardigi seyler o zaman, bu günkü gibi yazim sanati,
anlayisi yok, elbette kendi kanaatine dayanarak yaziyor. Yani Iste Medler
söyledir. Medler böyledir. Ya da Evliya Çelebi, iste Kürdistan'in Hasankeyfi
eyaletinden devlet 23 kasa altin aliyor, iste Diyarbakir eyaletinden 128
kasa altin aliyor. Dakka eyaletinden su kadar aliyor. Yani kendisinin o
zaman görüslerini bilgilere dayanarak yaziyor. Veya diyelim Türkler hakkinda
eserler okudum. 1040 yillarinda falan ilk defa Kürdistan'a geldikleri
söyleniyor ve Gur'larla karsilasmistir. Gur'larla münasebet­lerini
anlatan o zamanki tarihçilerin veya yazarlarin yazdiklari fikirler var.
Bugünkü gibi bir anlayis yok. Onlar kendi görgülerine dayanarak anlatiyorlar.
Ayrica su var. Yani bu Kürtlerin su ya da bu irktan geldikleri suradan ya da
buradan geldikleri pek önemli degil. Be­nim bildigime göre Kuzey
Avrupa'dan. Iskandinav Yarimadasindan, Rusya steplerinden gelip...
DURUSMA HAKIMI- Bunu hangi yazar diyor. Iskandinavya'dan geldi diye.
MAZLUM DOGAN - Bu konuda kendim arastirma sahibi degilim. Yalniz Abdullah'in
bu ko­nuda daha genis arastirmalari var. Onun yaptigi, benim söz konusu
ettigim konusmasinda, benim yaziya geçirdigimi söyledigim konusmasinda vardi,
okumustum. Böyle söylendi. Baskalari tarafindan da söyleniyor. Yani bir
M.Emin Zeki'nin kitabinda. Ihsan Nuri'nin kitabinda. Zinar Silopi da
diyor...
DURUSMA HAKIMI- Milattan önce kaç yillarinda?
MAZLUM DOGAN - Bin yillarinda falan oldugu söyleniyor. Bu pek önemli degil
benim açimdan. Benim açimdan Kürtler su ya da bu irktan gelebilir.
DURUSMA HAKIMI- Peki, Türkiye' de Kürdistan fikrini nasil sey ediyorsun.
Iskandinavya'dan geliyor da, bu bölgede Kürdistan kurma fikri nereden
aliniyor?
MAZLUM DOGAN - Benim için önemli degil. Ha Iskandinavya'dan gelir, ha Latin
Ameri­ka'dan gelir, ha suradan gelir. Buradaki halklara karismistir.
Burada tarih boyunca Kürdistan'in bugün üzerinde yasadigimiz topraklar
üzerinde onlar bir halk olarak gelip yerlesmis olabilir. Zaten tarihte
onlarca, yüzlerce halk vardir. Bunlarin pek çogu tarihte yok oldular,
silindiler. Kimisi bugüne kadar varligini koruyarak sürdürebildi. Biz
Aka'lari okuduk, biz Eti'leri okuduk, Etrüskleri okuduk, biz Galleri okuduk,
biz okuduk da okuduk yani. Mehmet Emin Oktay'in kitabinda, lise kitaplarinda
bile bir sürü kavim var, bu kavimler arasinda sürekli kavgalar var,
çekismeler var, çatismalar var. Kimisi siyasi organizasyonlar içinde
tesekkül edebiliyor, bilahare silinip kayboluyor: ama kimisi bu siyasi
organizasyonlarini sürdürebiliyor, gelisiyor, milliyet asamasina erebiliyor
milliyetlesebiliyor. Bugünkü halinde tarih sahnesinde yer alabiliyor. Yani
bu önemli degil. Giderek bu halklarin birbirinin karismalari ve kaynasmalari
var: ama bugün somut olarak ortada olan bir sey var: bir Kürt dili var. Bu
halkin bir kültürü ve bu dil ve kültüre sahip olan...
DURUSMA HAKIMI- Peki, kültür hususunda arastirmaniz var mi?
MAZLUM DOGAN - Kürt dili ve kültürü ile ilgili arastirmalardan çok...
DURUSMA HAKIMI- E, arastirman yok ise...
MAZLUM DOGAN - Var efendim. Yani sifir bilgi sahibi degilim.
DURUSMA HAKIMI - Arastirman yok ise böyle bir dilin varligindan, çesitli
dillerden meydana gelmis olamaz mi? Hani bir dil...
MAZLUM DOGAN - Hiç önemli degil. Benim açimdan hiç önemli degil. Çesitli
dillerden meydana gelse...
DURUSMA HAKIMI - Ama sen diyorsun ki Kürt dili vardir, kültürü vardir
diyorsun. Bu dil çesitli dillerden toplanmis, kelimelerden mürekkepse yine
bu dili böyle mi kabul edecegiz?
MAZLUM DOGAN - Bu dilin su ya da bu dilden kelime alip veya vermesi pek
önemli degil. Her dil öbür dillerden kelime alir veya verir. Hatta iki, üç,
dört, bes ulus ayni dili kullanabilir. Nitekim bir Ingilizce pek çok ulus
tarafindan kullanilmaktadir. Latin Amerika'daki pek çok ülke Portekizce ve
ya Latince konusmaktadir. Bunlarin Portekizce veya Latince konusmalari
onlarin ayri ayri bir ulus olarak sekillenmelerine engel degildir.
Ayrica Kürtçenin su ya da buradan kelime alip vermesi de önemli degildir.
Önemli olan onun fonetik yapisindan çok gramer yapisidir. Kürtçenin
Türkçeden ayri bir gramer yapisi, vardir ve bu Ari grubundan. Hint-Avrupa
dil grubuna düsmektedir. Benim bu konuda bu kadar bilgim var yani.
DURUSMA HAKIMI- Bunlar tarihte devlet kurmus mu?
MAZLUM DOGAN ARKADAS - Evet.
DURUSMA HAKIMI- Hangi devleti kurmus?
MAZLUM DOGAN - Sunu söyleyeyim. Med organizasyonu tarihlerin yazdigina göre
571'de kuruluyor. 500 civarinda filan yikiliyor, pek uzun süreli falan
olmuyor. Persler tarafindan yikiliyor.
DURUSMA HAKIMI- Nerede kuruluyor bu tarihte? Med Devleti nerede kuruluyor?
MAZLUM DOGAN - Hemen hemen bugünkü Kürtlerin yasadigi alan diyebiliriz.
DURUSMA HAKIMI- Neresi burasi?
MAZLUM DOGAN ARKADAS - Urmiye'nin Batisindan Firat nehrine kadar olabilen
hatta Firat'i bile asan bir alan içerisinde oluyor ve burada hüküm sürüyor.
Daha sonra kendileriyle, ayni soydan olan Persler tarafindan yikiliyor. Ama
Persler döneminde de Kürtler bagimsizliklarini sürdürüyorlar. Yani köleci
dönemde, gerek Ermenilerin baskisi altindaki dönemde olsun, gerek Perslerin
istilasi, hatta Bizanslarin istilasi döneminde Kürt halki kendi varligina
yönelik, kavim olarak kendi varligina yönelik bir saldiri ile karsi karsiya
kalmiyor. Belki siyasal ve sosyal gelismesi duruma ugratilabiliyor. Imha
tehlikesiyle pek karsi karsiya kalmiyor. Kürtlerin imha tehlikesiyle karsi
karsiya kalmasi, ancak Arap istilasin­dan sonradir ki Araplarin
Kürdistan'a gelisleri Kadisiye, 834 veya 737 ortalari filandir yani, kesin
hatirlamiyorum ya 740 ya 840 civari filan. Bu dönemde ilk defa Araplarla
karsi karsiya geliyorlar. Yalnizca Islamlasmakla kalmiyorlar, Islam dil ve
kültürünü de, Arap dil ve kültürünün de etkisi altinda kaliyorlar. Bu
dönemden sonradir ki. 1200’den sonra, yani 13 ncü...
DURUSMA HAKIMI- Milattan önce, sonra?
MAZLUM DOGAN -Milattan sonra 1.300 seylerinden bahsediyorum. Bu dönemde
Anadolu'da bildigimiz gibi bir sürü beylik var. Osmanli beyliginden tutun da
Karesi beyligine. Karaman beyligine kadar. Ayni dönemde Kürdistan'da da
beylikler var. Devamli varliklarini sürdürmeye, korumaya ve gelistirmeye
çalisan feodaller var. Arabistan'da da var. Acemistan'da da var ama
Kürdistan sürekli bir istila alani, sürekli bir çekisme alani, bir kavga
alani oldugu için ekonomik olarak yikima ugramis, üretici güçleri pek
gelisememis. Bu nedenle Anadolu'da Acemistan'da ve Arabistan'da' merkezi
feodal devletler daha çabuk olusturulurken Kürdistan'da bu fazla erken
olusturulamiyor. Kürt feodalleri arasindaki bu didisme 16. yüzyila kadar
sürüyor. 16. yüzyilda Bati Avrupa'da merkezi kralliklar ortaya çikarken,
yani milliyet sinirlari tesekkül ederken o kralligin çerçevesi içerisinde
ayni dile ve kültüre sahip olan ve giderek bir pazar etrafinda sekillenen
bir ulus topluma dogru bir gelisme söz konusu iken Kürdistan'da böyle bir
sey söz konusu olamiyor. Kürt feodalleri kendi aralarinda didisiyorlar. Bu
didisme herhangi biri galip gelemeyince daha güçlü olarak gördükleri
Osmanlilara ve Safevilere siginiyorlar. Onlarin destegini aliyorlar ve
böylece daha sonra Kürdistan Osmanlilar ve Safeviler arasi bir çekisme ve
çatismanin alani haline geliyor. Biliyoruz ondan sonraki tarihi.
DURUSMA HAKIMI- Yerinize geçin.
Geregi görüsüldü: Bütün saniklarin tutukluluk hallerinin dev*****, durusmada
hazir bulundurulmalari için askeri cezaevi müdürlügüne müzekkere yazilmasina,
bu sebeple durusmanin 19.6.1981 Cuma günü saat 08.00'e tarihine oybirligi
ile karar verilip açiklandi.
BASKAN DURUSMA HAKIMI
ÜYE HAKIM STENOGRAF
18.6.1981
BERXWEDAN JİYANE / cewlik.org / Gomanweb
|