|
 MAZLUM DOĞAN`IN ANISINA
Hamit Baldemir
(Aktuelbakis.com)
Mazlum Doğan`ın
cezaevinden kaçırma girişimi ile ilgili kimi anlatımlar okudum. Bu
anlatımlardan benim de adım geçiyordu. Ancak anlatımlarda bazı kareler
yerine oturmamıştı. Yanlış bilgilendirme ve araya epey zamanın girmiş
olması, kimi unutkanlıklar ; böyle eksik veya yanlış anlatımlara
yolabiliyor. En önemlisi ilegal koşullarda tam bilgi edinmek veya bilginin
doğruluğunu test edebilmek her zaman mümkün olmuyor. O dönem ilegaliteye ve
gizliliğe çok dikkat eden PKK gibi bir harekette; yaşanmış bir olay
hakkinda, ilgili kişiler ve kurumlar dışında net bilgi alabilmek olanaksız
gibiydi. Ama konuyu değişik bir vesile ile gündeme getiren arkadaş da
zamanın da yetkili ve önemli görevler aldığını söyleyen bir arkadaş.
Bilgileri parti kaynaklarından almış olsa da bazı bilgilerin yanlış olduğunu
gördüm. Olayla direkt ilgili olmasam da; olaya katılanları yakından
tanıyorum. Yani kaçırılma olayına katılanları (...) Mazlum`un
ölümsüzleşmesinin yıldönümü olan 21 Mart vesilesiyle, olayı anlatmakta
yarar gördüm.
Konunun güncel olmadığını biliyorum. Ne var ki, Mazlum gibi bir yoldaşın
ve devrimcinin başında geçen bir olay insanların ilgisini çekiyor. Ve bir
meraka yolaçabiliyor. Tarihe mal olmuş bu önder devrimci kişiliği merak
etmek de çok normal. Bilindiği gibi Mazlum efsaneleşmiş kişiliklerin başında
geliyor. Dolayısıyla onun yaşamını, sadece politik yaşamını değil, bir insan
olarak yaşamını da halkımızın bilmeye hakkı vardır. Bu olay da, onun
yaşamında önemli ve talihsiz bir olaydır. Çünkü kaçırma girişimi basarısız
oldu. Bu kaçırılma girişimi başarılı olsaydı; belki bugün Mazlum Doğan
aramızda yaşıyor olacaktı. Onun yaşamında bu olayı bir dönüm noktası saymak
mümkün. Neden ? Çünkü, Mazlum; yakalandığında sahte bir kimlikle yakalanıyor
ve gerçek kimliği ortaya çıkmıyor. Sıradan bir sempatizan / kuriye olarak
başka bir kimlikle tutuklanıyor. Bir sempatizan ve kuriye olarak
yargılanması için dosya açılıyor. Kaçırılma girişimi başarısız olunca,
Mazlum kimliğini kabul etmek zorunda kalıyor. Bu da tahliyesinin
olanaksızlığını kesinleştiriliyor. Bundan sonra Mazlum PKK / MK üyesi olarak
yargılanmaya başlanıyor.
Onun kaçırılmasının planlanması ve kaçırılma eylemine katılanlar ve
olayın “ arka perdesi “ne gelince : Olay tamamen Baki Karerin inisiyatifi
ve planlaması ile olmuştur. Bunun altını çizerek belirtmekte yarar var.
Lütfen kimsenin aklından şu geçmesin: “Baki PKK`den ayrı düştüğü için olay
ona yükleniyor. “ Hayır, kesinlikle böyle bir mantıkla olay ona
maledilmiyor. O zaman da Baki`nin örgütsel kuralları çiğneyen tavırıni
eleştirmiştim. Malesef, olayın ve eleştirin bilincine o zaman henüz
varamadığı için, Baki Karere bu eleştirim, partiye; beni koruma adına
iletilmemiştir. Eleştiriyi sunduğum Ì. G. arkadaş; bunu bana cezaevinde
bizzat kendisi anlattı. “ Senin eleştirilerini , senin başına bir iş
gelebilr korkusuyla; bir üst kuruma iletmedim” dedi. Ve ekledi “ eleştirinin
anlamını ve örgütsel işleyişte astın üstü eleştirebileceğini bilince
çıkaramamıştım.” Bu arkadaş yaşıyor ve aramızda ...
Arkadaş belki de kaygılarından haklı idi. Çünkü, Baki çok kuralcı ve de
hastalık derecesinde kuşkucuydu. Bu mizaç ve psikolojisinden ötürü bir çok
arkadaşı ajan ilan edebildi ve bazılarını da duyduğum kadarı ile kurşuna
dizdirtmişti. Hem de 1978 -1979 yıllarında. Ama o bizim için Hakki`nin
kardeşiydi ve büyük bir enternasyonalistti. Onun kuşkucu , kaba disiplini ve
paranoyak bir ilkokul müfetişi gibi örgüt ve kadroları denetlenme biçimi
bile çoğu arkadaşımızca bir meziyet gibi görüyordu. Kendisinin bize
anlattığı parti işleyişini kendisi çignemekte bir sakınca görmüyordu. Baki o
dönem, Diyarbakır Bölgesi`nin de içinde yer aldığı eyaletin, eyalet
komitesini MK adına yer alıyordu . Yani komitenin sekreteriydi. Dolyaısıyla
talimatları ondan alıyorduk ve ona hesap veriyorduk. En üst düzeyde yetkili
olarak, Mazlum Doğan`in kaçırılmasını da bizzat kendisi organize etmişti..
O dönemde, Diyarbakır bölgesinde PKK`nin Geçici Bölge Komitesi vardı. Bu
komitede ben de yer alıyordum.Komite sekreteri ise Akif Yılmaz ( Pıro) idi.
Bir de bölge komitesine bağlı il ve ilcelerin yerel komiteleri vardı. Tabi
ki, örgütlenmemizin olduğu ilçelerde bunlar sözkonusu idi. Diyarbakır ilin
de bir yerel komitesi vardi ve sekreter Hıdır Aknalık`tı. (Bu şahıs polis
sürecinde tam teslimyetçi bir tavır sergledi ve sonra cezaevinde itrafçı
oldu. Ìdam cezası ile yargılandı ama itraflarından kısa bir süre ceza yatıp
tahliye oldu. Sanırım hala yaşamda.). Örgütlenmenin biçimi gereği yerel
komiteler direkt bölge komitesine bağlı idiler. Ama Baki, bölge sekreterini
aşıp direkt Hıdır Akbalık ile, yani yerel komitenin sekreteri ile bu kaçırma
eylemini organize ediyor. Bu iş için Siverek`ten adam isteniyor ama sonradan
vazgeçiliyor. “Yerelde bu işi yapacak elemanlarımız var “ deniyor. Yani
Hıdır ve Baki; bu işi üzerlerine alıyorlar. Bölgenin hiçbir şeyden haberi
yok. O zaman yerelde eylem grubu sorumlusu Ş. Ç. (Yeğen ) dir. Eylem için
Akif Yilmaz ile Yeğen görevlendiriliyor. Akif bölge sekreteridir ama Baki
ve yerel sekreter ona görev veriyor. Baki`nin görev vermesi kurallara
uygun. Çünkü o hiyarerşik olarak üsttür ama Hıdır yerel sekreter olarak
böle komitesine bağlıdır. Sorunun çarpıklığı sadece bu değil ; Akif`in kendi
anlatımlarına göre silah bile eline almamış biri. Bölge sekreteridir ama bu
tür eylemler için deneyimsizdir. Kendisine önemli bir kisinin cezaevinden
kaçırılacağını söyliyorlar. Akif üstüne çok bağlı biriydi. Hele Baki`nin,
onun yanında ayrı bir yeri vardı. Kars ve diğer serhat illerinde birlikte
çalışmışlar. Akif eyleme katılmayı itirazsız kabul ediyor. Yeğen, yerelin
eylemcisi idi ama; 1979`da katıldığı eylemlerin çoğu başarısız oluyor.
Bundan Baki`nin de, Hıdır`ında bilgisi var. Üstelik böyle yaşamsal bir
eyleme, şöför olarak da yine yeğen adında sıradan bir ilikimiz
aydınlatılmadan onlarla birlikte görevlendiriliyor. Baki, burada da kuşkucu
yaklaşımları ile “ eylemcilerin” kafasını karıştırıyor. Polisin haber almış
olabileceğini, pusu kurmuş olabileceğini v.s. v.s. anlatıyor. Eyleme böyle
bir psikoloji ile gidiyorlar. Yolda şöför, bunların ruh halinde tehlikeli
bir işe gönderildiğini fark ediyor ve paniğe kapılıyor. Arabayı sürmek
istemiyor. Eylemciler, kendi eylem arkadaşları şöförü silah zoru ile “ ikna”
ediyorlar. Eylemciler öyle bir ruh haline sokulmuş ki, her araba polis
arabası sanılıyor ve her yaya polis veya muhbir olarak görülüyor. Eylem
yerine varmadan geri dönüyorlar. Çünkü eylem mahalinde minibüse benzeyen bir
araba görüyorlar. Bu nedenle oradan uzaklaşıyorlar. Mazlum`u askerler çöp
bidonunu boşaltıklarında fark ediyorlar ve tekrar yakalayıp cezaevine
götürüyorlar.
Bunları bana bizzat Akif Yılmaz anlattı. Eylemde haberim yoktu. Örgütsel
çalışmalar için Diyarbakır`in ilçesi Ergani`de idim. Bana bir kuriye
aracıliğıyla hemen Diyarbakır merkeze acil gelmem istendi. Ben de hemen
Diyarbakır merkeze gittim. Beni Akif karşıladı. “Ne oldu Piro ? ” diye
sordum. Moralı bozuktu. Sana anlatırlar dedi. Başka soru sormadım. Beni
Diyarbakır Ofis semtinde bir eve götürdüler. Oraya Duran Kalkan geldi.
Olayı anlatmadan; bölge komitesini feshedildiğini ve benim bölge temsilcisi
olarak atandığımı uzun bir açıklama ile deklere etti, ama; eylemle ilgili
bana hiç bilgi vermedi. Burada aktardığım bilgileri ise bana daha sona Akif
anlattı. Akif `i yerel lomitede gençlik sorumlusu olarak atadılar. Yeğen ise
bir nevi gözetim altına alındı ve sonra Batman `a gönderildi.
Bir süre sonra, bölgeyi denetlemek için gelen Ì . G`ye Akif`e verilen
cezanın kaldrılmasını önerdim ve “bu eylemde suç Akif`in degil, yanlış
görevlendirme yapandadır” dedim. Ì . G ye o zaman Baki ile ilgili
eleştirilerimi sunmuştum ama arkadaş; yıllar sonra bana eleştirilerimi
gerekli yerlere iletmediğini söyledi. Nedeni de kaygıları , beni “korumak”
istemesiymiş. Beni, koruma kaygılarından samimi olduğuna inanıyorum. Neyse,
benim bu olayla ilgim planlama ve eylemsel düzeyde hiçbir bağım olmadı.Yani
eylemin ne planlamasında ve ne de kişi görevlendirmede bilgilendirildim.
Olaydan sadece, eylemin başarısız olmasından sonra uygulanan yaptırım ve
değişikliklerden ötürü haberim oldu.. Bu nedenle, olayla ilgili ne bir
sorgulamaya tabii tutuldum ve nede bu konuda soruşturma amaçlı kimsenin
sorusunaveya sorulaına muhatap oldum. Çünkü olay tamamen benim dışımda
başlamış ve sonuçlanmıştı.
Akif yoldaşımız, bu eylemden dolayı hep kendisini suçlu hissetti ve bunun
ezikliğini yaşadı. Bana şunu söylemişti bir sohbette: “eğer bana kaçırılacak
kişinin Mazlum olduğunu söylenseydi ölümüm pahasına başarmak için elimden
geleni yapardım. Kişinin kim olduğunu bilmediğimden tehlikeyi göze almadım.
“
Mazlum 21 Mart 1982`de bir Newroz sabahı 35. Koğuş `ta (Hücre / tecrit
bölümünde) bilinen tarihsel eylemini gerçekleştirdi. Akif Yılmaz ise, 14
Temmuz 1982 Büyük Ölüm Orucunda ölümsüzleşti. Her ikisinin şahsında tüm
devrim ve Newroz şehitleri önünde bir kez daha saygı ile eğiliyorum.
NEWROZ PÌROZ BE !...
mahir_1959@hotmail.com
15 Mart, 2008 / aktuelbakis.com/Gomanweb
|