YASAKLI COĞRAFYADA ÇOCUK OLMAK-4-
-DEP ÇOCUKLA DOLMUŞTU-
SÜLEYMAN DOĞAN
Daha öncede belirttiğim gibi, ne yazı tekniğini nede yazı ustalığını bilirim. Fazla da anladığım bir konu değil. Anlattıklarımda hiç bir abartı ve kurgu da yok. Yaşayanlardan, görenlerden, ayrıca bire bir yaşadıklarımdan hiç bir şey katmadan aktarmayı esas aldım.
Hiç kuskusuz okuyanlar kendilerine göre yararlı dersler çıkarsınlar diye yazdım ve yazacağım. Çünkü yaşadığımız yarım asırlık bir süreçte çok şeyler yaşandı ve de yapıldı. Bu zaman diliminde olumsuzlukların insanlık tarihinde tekerrür etmemesi temennisi ve bu temenniyi dilerken, geçmişini bilmeyenlerin geleceğinin de olamayacağının mesajını
verdim. Geçmişi öğrenirken de olumsuzlukların esiri olmamak kaydıyla yaşamın öğrencisi olmak şartıyla geleceğimizi daha da mükemmelleştirerek erdemli bir yaşamı inşa ederiz. Bu anlayışın temennisiyle yine biz hikâyemize kaldığımız yerden devam edelim.
Şimdi hikâye deyince aklıma bir şey geldi. Onun da sizlerle paylaşmak istiyorum müsaadenizle.
Cumhuriyetin yeni kurulduğu yıllarda, bir gün Atatürk akşam sofrasında RAKIsını açmış, sofrada arkadaşlarıyla demlenirken medeniyeti bu halka nasıl benimsetiriz diye sohbet ediliyor. Sofrada biri Atatürk´e ‘’Paşam batıda medeniyetin Sembolü olan bir Senfoni orkestrası kuralım yurdu dolaşsın, böylelikle toplumu uygarlaştıralım’’ diyor.
Atatürk’ün aklına yatar. Hemencecik emir verilir. Kısa bir zaman diliminde Orkestra kurulur. İsmi de CUMHURBAŞKANLIĞI SENFONİ OKESTRASI konulur. Provalar ve planlar yapılır. Bu orkestra tüm ücra köşelere kadar gidecek. Böylelikle halka medeniyet götürülecek derken, ilk konserin Bayburt´ta başlatılması için karar kılınır. Tez elden Bayburt’a haber
salınır. Bir salon tahsis edilir. Halka bir güzel duyurulur. Halk salona toplanır. İlin mülki amirleri her zaman olduğu gibi en ön saflarda yerlerini alır. Orkestra başlar çalmaya. Neticede Konser biter. Alay Komutanı salonun kapısını tutar. Çıkanlardan görüş sorar. Bir yaşlı amcayla başlar:
Kumandan:
-Amca, nasıl buldun konseri?
Köylü :
-Kumandan, Bayburt Rus zulmünü gördü. Peşinde Ermeni zulmünü gördü, daha neler gördü neler. . . . Yalnız, Bayburt, Bayburt olalı böyle zulüm hiç mi hiç görmedi.
Umarım ben sizlere zülüm yapmadan, olayları kısaca da olsa anlatmak istedim.
İlkokulu bitirmiş, ortaokula kayıt yapmıştım. Babam önceden ahırdan bozma bir göz oda kiralamış. Ben hem heyecanlıyım, hem de köyümden ayrılacağım için üzülüyorum. Kafamın içinde bir takım şeyler düşünüp duruyorum. Öbür taraftan da ortaokula gideceğim diye böbürleniyorum. Böyle karmaşık bir duygu içindeyim. Bu kırık dökük Türkçeyle nasıl
yapacağımı da düşünmüyor değilim. Derken, bir sabah erkenden bir yatak, yorgan, yastık astıra sardık. Bir güzel eşeğimize yükleyerek Dep`in yoluna düştük. 3 veya 4 Saat yol yürümenin sonunda vardık Dep şehrine. Bir göz oda. Hela`si yok. Xan Çeşmesinin yanındaki umumi helâyı kullanacağız. Yeni evim Tepe Mahallesinde. Diğer adı Mehla Tirkan ( Bu
meseleye ilerde değineceğim. Niye böyle diyorlar. ) Ev sahibim de ünlü şahsiyet. SEWA QIYÊ XIDÊ, nam-i diyar Sevli Teyze. Dava vekili Ali Yıldırımın Kaynanası. (O dönemde karakocan`da Avukat yok. Bir kaç tane dava takipçisi var.
Bunlara dava vekili derler. Ali Yıldırım de böyle biriydi. Halk arasında da şöyle deniliyordu. " QELAMA ALİ YILDIRIM WEKE BUZUTE " Yazının ilerleyen bölümünde biraz açmaya çalışacağım bu şahsiyetle ilgili.
Sevli teyze Karasakal’lı, dolaysıyla nenemle aynı köylü. Aynı zamanda çocukluktan arkadaşlar. Sırası gelmişken biraz açayım, Sevli teyze ve Nenem (Mesile) o civarın en güzel kızlarından. Herkes onların güzelliğinden bahsedermiş. İkisi nostalji yaptıklarında kimlerin isteyip de alamadıklarını biri birilerine anlatırlardı. Zaten Nenem üç
koca yapmıştı. İkinci kocası öldükten sonra, dedemle evlenmişti. Bana anlatırdı, ‘’ben ikinci kocamla evli iken deden gelip Temanda aşık oynardı. Ben kendisine ekmeğin üzerine yağ sürüp verirdim’’ diye anlatırdı. Sonunda kocası ölünce dedem Imam `la evleniyor. Bu da nenemin güzelliğini ispatlıyor zaten.
Evet biz yataklarımızı Eve koyduktan sonra. Diğer ihtiyaçlarımızın temini için çarşıya çıktık. Önce İsmailê Çemi’nin Purti dükkanına vardık. Bir takım elbise, gömlek, kravat üstüne de bir şapka aldık. ( İlk defa takım elbisem oluyor. Paltolunum, ceket, gömlek ilk defa giyeceğim şeyler. Ayakkabıyla daha çok sonraları tanışacağım. Kara
lastiğe devam. ) Şapka demiştim. O zamanlar ilkokuldan sonra şapka takma mecburiyeti vardı. Hatta her sabah okulda şapka kontrolü yapılırdı, saç kontrolü gibi. Şapkan yoksa eve gönderilirdin, okula alınmazdı. Talim terbiye! Hem talim yapıyorsun hem de terbiye ediliyorsun ki hizaya gelesin! Başka türlü nasıl hizaya gelesin? Anlayacağınız her adımda
karşında koloni sistemi duruyor. Göz açtırılmıyor. Devlete millete= ulusa yararlı insan olacaksın ya. . !
İkinci durağımız Arifi Oxçi’nin dükkânı. Orada da kitap defter v. s. Alındı. Yalnız kitaplarımın içinde bir kitap dikkatimi çekti. Din dersi kitabı. Neyse, aldık.
Üçüncü durak Gazcı Xalit’in dükkânı. Tabi en mühim şey, gaz olmazsa olmaz. Bu arada diğer ufak tefek ihtiyaçlarımızı da aldık.
Dördüncü durak Fırıncı Ahmet Ulaş. Oradan da iki, üç somun ekmek aldık, yeni evimize geldik. Somun ekmek ve üzümle bir güzel karnımızı doyurduk babamla. Artık babamın köye dönme vakti geldi. Bana bir sürü nasihat ettikten sonra babamı yolcu ettikten sonra kendimle baş başa kaldım. Evde bir şeyleri düzelttim. Babamın şehirden uzaklaştığından
emin olduktan sonra hemen çarsıya çıktım. Şehri geziyorum, bir aşağı, bir yukarı…Dükkanlara bakıyorum. Demek ki şehir böyle bir şey. Bu arada dikkatimi çeken benim gibi avanak avanak dolaşan bir sürü çocuk. Dep çocukla dolmuş!
Şehrin hemen meydanında; seyyar satıcı olarak hırdavat, öteberi satan Nebi Amca vardı. Onun yanı başında okul arkadaşım Cemal’in babası vardı. Adamcağızın ismini unuttum.
Sanırım ismi Yasin Elek’ti. Şehrin en büyük sanayicisi, Kalaycı Eli usta ( iki hanımı vardı) Demirci Zeko, Demirci Sofi, bir iki fırın, 15, 20 dükkân… Tabi dükkan denilirse! Bir kaç araba. Bu arada en lüks arabalar da Kiğı’ya çalışan arabalardı. Kiğı garajında bağıran bir simsar şöyle bağırırdı: Paş, paş, Çelakas, Deliktaş. . . . Kırmızıtaş,
Hergep. . Hergep. . . !
Bir de nam salan meşhur şoför vardı, SOFİ. Sofi’nin külüstür bir kamyonu vardı. Kasasında yolcu taşırdı. Kasanın üstüne bir iskelet, üstüne biranda, İçine de odun sobası kurardı. Kışın millet üşümesin diye konfor o biçim! Yalnız araba rampayı sardımı, herkes iner arabayı itekler, düze çıkınca tekrar binilir. Bu gideceğin yere kadar
defalarca tekrarlanır. Kamyonun üstündeki biranda iskeletini de, çivi, telle veya iple bağlamazdı. Meşe ağacının 1, 2, 3, yaşındaki fidanlarını(aj) büküp onunla bağlardı. Tabi canım, bayağı emniyetliydi! Hafta sonları SOFİ amca bizi Çelekasa bırakır, dönüşte Karakoçana getirirdi.
Yeni evim Mehla Tirkan´da olduğunu söylemiştim. ( Dep’in resmi mahalle isimlerinden başka halk arasındaki orijinal mahalli isimleri vardı. Köprünün öbür tarafına, yani Kafan’a doğru olan kısmına Çingene Mahallesi, Qelecux tarafına Memur Mahallesi, Karakoçan’ın ismini aldığı tepe kısmına Mehla Tirkan gibi isimleri vardı. ) Koloni
anlayışının çok boyutlu olduğunu daha önceki yazılarımda değinmiştim. 38 Dersim katliamı yapılmakla kalmadı, sağ kalanları da asimle olunsun diye Türkiye’nin çeşitli illerine sürgün edildi. Zorunla yerleşim gerçekleştirilmiş(Mecburi iskan). Bu, asimile etmenin bir biçimi. Yalnız dili yasaklamakla kalmıyor gördüğünüz gibi. Burada her yaşa, her
düzeydeki insana göre bir asimilasyon tarzı var. Sürgünlerle başta Mersin, Bursa, Kayseri, Kütahya, Aydın v. s. illere, İnsanları kendi yerleşim yerlerinden koparıp, Türkiye’nin dört bir yanına savurmuşlar. Bununla da yetinilmemiş, Kürt bölgelerine de Türk olanları yerleştirmişler. Bunların bir kısmı da Türkiye dışından getirilmiş devşirmelerdir.
Bu yerleşim birimlerinin başında bizim oralarda, Dep (Karakocan), Çemişgezek, Kovanciyan ( Kovanciya`na yerleştirilenler arıcılıkla uğraştıkları için, arı kovanları olduğundan. Kovanciyan ismi arı kovanından geliyor. ) Tüm stratejik yerlere Türkleri yerleştirmişler ki Kürtler kolayca asimile olsunlar, yani Türkleşsinler. Bu konunun altında yatan
gerçek budur. Öyle insani bir tarafı yoktur. İşin özü ve de amacı bu. İşte Mehla Tirkan da Karakoçana yerleştirilen Türklerden dolayı bu isim verilmiş. Şeytanin nereye gizlendiğini gördünüz mü? Koloni mantığı böyle bir şey olmalı işte.
Hatta göçmenleri bile getirip yerleştirmişlerdi. Biliyorsunuz Dep’te göçmenler de var. Onlara da Macur derler. Bir kısmı Karakoçan’ın içine yerleştirilmiş. Çoğunluğu Yol Çatı’ya yerleştirilmiş. Hatta oranın ismini de Yeniköy( Macuran) diye koymuşlar. Zaten o hemşerilerimin gelişini çoğu insan hatırlıyor. Tabi bu hemşerilerimin bir suçu günahları
yok, onlar bizim kardeşlerimiz, onların hakkında hiç bir art niyetimiz olamaz. Bir yerde de onları da kurban seçmişler. Burada bizi ilgilendiren asimilasyon politikası ve de bu politikanın nasıl yapıldığı ve uygulandığıdır. Bu devletin bir planıdır. Şöyle ki :
1925 tahrihli Şark Islahat Planı Kürtlerin batı illerinde zorunlu iskanı gerçekleştirmek ve Kürtçeyi de yasaklayarak homojen bir Türk ulusu oluşturmak için hazırlanmış ve uygulamaya konulmuştur. Bu planın gerçek amacı, 9. ve 41. maddelerde açıkça ifade edilmiştir.
MADDE 9: İsyanı teşvik ve idare etmiş olanlar ile bunların akraba ve taallukatı rüesadan hükümetin Şark`ta kalmalarını muvafık görmediği eşhas, aile ve taallukatıyla beraber Garp`te hükümetin göstereceği mahallere nakledilecektir. (. . . . . . ) İsyan hareketi esnasında hükümete arz-i hizmet ve sadakat gösterenlerden hükümetle beraber
bizzat isyan aleyhinde hareket etmiş olan rüesanın nakilleri tehir olunacaktır.
MADDE 41: Malatya, Elaziz, Diyarbekir, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişgezek, Ovacık, Hısnımansur( Adıyaman), Besni, Arga, Hekimhan, Birecik, Çermik, vilayet ve kaza
merkezlerinde, hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve pazarlarda Türkçe’den başka dil kullananlar, hükümet ve belediyenin emirlerine aykırı davranmakla suçlanacak ve cezalandırılacaktır. (Alıntı: T. Ziya Ekinci. M. M. Devlet ve Anayasa sorunları. S. 51.
Örneğin bugün Türkiye`de, kaynaklarda edindiğim bilgiye göre 4 veya 5 milyon dolaylarında Boşnak yaşamaktadır. SLAV kökenli olan bu göçmenler. Bu gün bunların tümü çeşitli yerlere dağıtılarak Türkleşmişlerdir. Asimilasyon Kürtler dışında ki halklara da yapılmıştır. Eğer ortalıkta dolaşan bir yılan varsa bu yalnız Kürtleri sokmaz, ortalıkta
dolaşan yılan mutlaka herkesi sokar.
Dep aynı zamanda küçük bir Anadolu, Kürdü, Türkü, Türkmen, Muhaciri, Çingenesi, Ermenisi yan yana yaşamış bir kaza. İncelemeye değer bir yer.
Burada en başta devlet oralara yerleştirdiği Türk, Türkmen göçmenlere en büyük zulmü yapmıştır aslında. Çünkü Kürtlerin Mezopotamya’dan gelen köklü bir kültürü var. Bilindiği gibi Mezopotamya medeniyete beşiklik yapmış. Bu kültürün karşısında kim dayana bilir. Tam tersi gerçekleşmiş. Oraya yerleşenler, oradakilerin kültürünü, örf ve
adetlerini edinmiş, daha doğrusu Kürtleşmişler. Devlet bunu da ağzına burnuna bulaştırmış. Burada da kepazeliğin daniskası var. Derenin önünü tıkamakla suyu önleyemesin, o su aktığı müddetçe. Bir yerde patlak verecek bir gün. Bu gün yaşananlar da böyle olmuş.
Okula başladım. Türkçe’mle dalga geçilinse de okula gidip geliyorum. Yalnız din dersi diye bir şey çıktı karşıma. Hayatımda duymadığım şeyler, bilmediğim şeyler. Namaz, abdest, sure, hac, İslam’ın şartları, v. s. Nenemle konuştum. ‘’Aman oğlum okulda ben aleviyim deme!’’ diyordu. Neden dedim? Ben bu dinden bir şey anlamıyorum ki.
Nenem, ‘’Olsun oğlum, sana ne söyleniyorsa, ne okutuluyorsa onu yap’’ diyordu. Anladım ki bu sefer de inancım da yasakmış. Yasaklar dizisine bir yenisi daha eklendi. İşin yaman tarafı, yanında oturan arkadaşına dahi söyleyemiyorsun, kendini gizliyorsun. Zaten büyüklerin tarafından da sıkı sıkı tembih ediliyorsun. ‘’Aman ha sakin ben
aleviyim demeyesin!’’ Tam bir kepazelik! Hem Pantürkizm Hem Panislamizm uygulanıyor, hem de başka kimlik dayatılıyor. Aynı zamanda da başka inanç biçimi dayatılıyor, yani zorla yaptırılıyor.
Size bir gerçeği daha yazayım. Eskiden, yani şundan 10 yıl öncesine kadar Türkiye’nin her hangi bir yerinde Tunceli’li birisine ‘’Sen nerelisin?’’ diye sorulduğunda, ‘’Ben Elazığ’lıyım’’ derdi. Bunun büyük yüzdesi bu cevabı verirdi. Ben buna şahidim. Yani Tunceli’liyim demeye bile korkuyordu. Siz öyle şimdi bakmayın ‘’ben
Dersim’liyim’’ diyenlere. Asimilasyon o kadar etkisini göstermişti ki, korku, baskı, aşağılamayla halk sindirilmişti. Hatta batıda ben Tunceli’liyim dediğin zaman ‘’orası da neresi?’’ diyenleri de çok gördüm. Tunceli diye bir yerden haberleri bile yoktu. Devletin bilinçli bir politikası. Zaten Özel kanunla yönetilen başka il var mı
dünyada bilemiyorum? Özel bir önlemle idare ediliyordu. Hatta bir anekdotu daha sizinle paylaşayım. Kendisiyle Gebze’de tanıştığım, benim yakın köylüm bir Baş Çavuş, ki o zaman bir yerde garnizon komutanlığı yapıyordu. 12 Eylül olmadan önce Tuzla Piyade Okulu’nda bir toplantı yapılıyor. Yine tüm Türkiye için önlemler düşünülüyor. Yalnız Tunceli
için yine ayrı önlem alınıyor. Eğer darbeden sonra bir direniş olursa mutlaka Tunceli`de olur diye. Onun için özel önlem alınıyor. Değerli hemşerim bunu bana defalarca anlattı. Görevi dolayısıyla buna tanıklık eden hemşerim hala yaşıyor.
Dep`ın bir de güzel insanları vardı. Mesela, Ema Din ( Dünya bose derdi. Bide Kartki (25 krs. ) Bıde min. ), Kırmız, Qero ( Hekim Derede çıktı derdi), Koreli, ( Sîrê bavê te bozixe )derdi. Şarapçı Huso ( Bilurvanci Huso)
Herkese göre asimilasiyon var dedim ya. Dilim varmıyor ama sözüm ona, bu isimlerini saydıklarıma deli diyorlardı. Aslında deli olan biz kendimizi akilli zannedenleriz. Bunlar dahi Asimilasiyonun şiddetinden nasibini fazlasıyla aldılar. Bu konuyu bir sonraki yazımda tüm detaylarıyla anlatacağım.
Okulum iyi kötü devam ediyor. Zayıflar çok en başta din dersi geliyor. On üzerinden iki. . . Din dersinden kaldığında direkt sınıfta kalıyorsun. Öyle de zorunlu hale getirilmiş. Az daha unutuyordum; din dersi hocamız
Zeynel Hoca(Zeynel Özsoy) yanlış hatırlamıyorsam Zelxıder’li ve Alevi kökenliydi. Aynı zamanda Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden. Başında foteri, ağzında piposu, elinde bastonuyla okula gelirdi. Bayağı yaşlı biriydi. Hiç unutmam sıfır verdiği zaman "Gulle!" derdi. En fazla Gulleyi de Allettin Çiçeğe verirdi. Çünkü Allettin afacan bir çocuktu ele avuca sığmazdı. Zeynel Hoca`ya çok takılırdı. Zeynel Hoca Her derse girişinde Alletin parmak kaldırır.
Zeynel Hoca ‘’söyle oğlum Elettin!’’ derdi.
Allettin kalkar ‘’hocam, cinsi faaliyet nedir, bize anlatır mısın?’’ derdi. Zeynel hoca sinirlenirdi. Oysa Hoca bunu defalarca anlatmıştı. (Boy abesti hikâyesi var ya) Hatta Allettin’e ‘’Senin annenle babanın birleşmesidir’’ demişti. . Lakin Allettin dersi nasıl kaynatacak? Zeynel Hoca`da Allettin’i tahtaya çağırır, masanın
altına sakladığı bastonu aniden boynuna atar önüne doğru çeker döverdi. Bu boğuşma defalarca tekrarlanırdı. Bir ders böylelikle kaynar giderdi. Zeynel Hoca’ya rahmet dilerim. Yalnız duyduğum kadarıyla Allettin arkadaş da çok geç yaşta vefat etmiş. Ona da rahmet dilerim.
Pan islamizm demiştik, bu da tutmuş. Dep`in çoğu köyleri Alevi inancına sahipken sonradan Sunni meshebine geçmişler. Başta Okçiyan’lılar, Çakan’lılar , Kizalca’lılar ve Dep’in çoğu köyleri Aleviyken sonradan sunileşmişler.
Bunların Hepsi araştırma konusu konular. O dönemlerde müthiş bir Sünnileşme de vardı. Aynı zamanda Türkçülük hakeza. Bizim okulda bu konulardan etkilenmiş bayağı insan vardı. Zavallı köylünün resmi bir dairede işi olsa korkardı gitmeye. Örneğin, Nüfus dairesinde bir işi olsa, tek başına cesaret edip gidemez. (yukarda verdiğim örnekte sebep nettir
zaten. ) Mutlaka yanına birisini alıp gider. O da genellikle odacı, bekçi veya oraları tanıyan birisini önüne kâtip giderdi. Yani devlet vatandaş için değil. Devlet vatandaşına baskının, zulmün dışında hiç bir şey tattırmamış. Doğal olarak vatandaşın devlete hiç güveni kalmamış. Korku içinde yaşıyor. Bundan dolayı okuyanların da çoğu devletin
suyunun aktığı yöne doğru akmaktaydılar. Hatta memurların ekseriyeti kendini devlet olarak görürlerdi, Devletin yerine koyarlardı kendilerini. Herhangi bir devlet dairesinde, yapılan bir haksızlığa itiraz ettiğiniz zaman, alacağınız cevap ‘’Devletin memuruna karşı mı geliyorsun? Devlete karşı mı geliyorsun? Devletin memuruna karşı gelmek kaç
ay’dan başlar bilir misin? Hımmm. . . . Sana gösteririm’’ oluyordu. Halen de sürüp gitmekte. Birde o zamanları bir düşünün. Müthiş bir asimilasyon çarkı! Gençlerin kafasına yerleştirilen şey ‘’devlete kapak at hayatın kurtulsun’’. Tabi canım ver sırtını devlete, keyfine bak. İşlenen mantık bu. Bu anlayış müthiş bir biçimde benimsetilmiş.
Onun dışında kimse bir şey düşünmüyor.
Bunların hepsi oladursun bizde artık örgütlü eylem çalışması içine bilmeyerekte olsa giriyoruz. Dep (Karakoçan) tarihinde ilk defa bir yürüyüş eyleyeceğiz. . . . .
Yasaklı Coğrafyada Çocuk olmak devam edecek. Saygı ve sevgilerimle.
SÜLEYMAN DOĞAN.
29.01.2009 / Gomanweb
YORUMLAR
sayin Suleyman Hocam
oncelikle sizi saygiyla selamliyorum.yazilarinizi buyuk bir ictenlikle okuyorum. Elinize ,dilinize ve kaleminize saglik. Gecmisi o guzel kaleminizden sade bir dille yazip bizi aydinlattiginiz icin size cok tesekur ederim. Siz ve sizin gibi degerli buyuklerimizin gecmiste yasanmis olaylari(gercekleri) bize aktarmaya devam etmenizi temeni ederim.
saygilarimi
Gültekin Kahraman
sevgili süleyman hocam
basta sizi saygi ile selamliyorum.sizin karakocan ögrenci yillarinizi okudum ve duygulandim bende o dönemin sizin kücük kardesniz olarak o yillarki anilarimi tazeledim. o zaman degerli bakki ve rahime kahraman arkadaslar sofinin evinde kaliyorlari biz komsu idik sadece aramizda evin duvarlari vardi . o güzel insanlari saygi ile anilari önünde
eiliyorüm. ben sizi gercekten cok iyi hatirliyan bir kardesin olarak sizi ve sevgili fevzi dogan hocamin kendi dönemindeki olgulardan cikarak anilarinizi yazmanizi tasviye ederim . bilmem beni hatirladinizmi. ben manikrekli Ali tosunun oglu Metin tosun. sizi saygi ile selamliyorum.ayreten tüm insanlarimiza sevgi sagi selamlarimi sunarim
qani munzur
Saygı deger degerli pirim sayın süleyman Doğan o güzel yazılarını severek okuyor ve eline kalemine sağlık yolun acık olsun yazma devam et
saygılarımla
Yücel Duman NOT: Tüm Yorumlar Gomanweb Konuk Defterinden aktarılmıştır |