HİZOL(izol) TARİHİNE KATKI

MUXUNDU ÇEVRESİNDE BİR TARİHİ GEZENTİ

Seyfi MUXUNDİ

Anahtar Kelimeler: Hizol, İzol, İzoli, İzal, Hülman Riçık, Kardere (Nala Karê)

Muxundu (Darkıkent) tarihi bir kasabadır. Bugün 500 nüfusu ile belde olarak geçse de geçmiş dönemlerde 40 pare köyün bağlı olduğu ve üç muhtarlıkla yönetilen bir yerleşim yeri idi. Hizolların en yaygın oldukları köyler Muxundu beldesine bağlı köylerde yaşamaktadırlar. Kürt Hizol Aşireti Muxundu yöresine glen en son aşirettir. İlgiç olan özelliklerden biride seyitlerden sonra gelmeleridir.

Çevresinde en eski yerleşim yeri 10 km uzaklıkta bulunan Bağın Kalesi tarihsel olarak Urartulara kadar gidip dayanmaktadır. Ben konuya ilk olarak Peter Bumkenin araştırma yazısını ekleyerek girmek istiyorum.

A.   Sosyal Kuruluşlar ve Tarihçesi

Dersim Bölgesi, Fırat nehrinin her iki yukarı kolu arasında ve doğudan doğruya da peri suyu ile çevrilmiş olup, bu bölge hâlen kenara itilmişlik (marginalitet) ve inançlardan sapma (heresi) oluşumlarının en üst düzeydeki görüntülerini vermektedir. Bu bölgede, 11. yüzyıldan itibaren Selçuklular (Cahen 1968), Karakoyunlular (Sümer 1967), Akkoyunlular (WOODS 1967) ve Safeviler (Sohrweide 1965, Sümer 1967) ile 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar ise Osmanlılar kesin bir hakimiyet kurup, bölgeyi yönetememişlerdir. Tercan, Kiği, Palu, Çarsancak, Pertek ve Çemişgezek gibi vadilerde ve bu vadilere yakın bölgelerdeki kasabalarda, bazı küçük Türk ve Kürt beylikleri hüküm sürmekte olup, bunlar da bu devletlerin şekilsel olarak yönetimleri altındaydı. Sünnî aşiret beyleri hiçbir zaman Dersim bölgesinde devamlı olarak vergi verme ve askere gitme yükümlülüklerine uymadılar. Osmanlı padişahlarının, bu davranışlara askeri müdahâleleri ve yürütülen muhtelif kampanyalar tıpkı ağızdan ağıza söylendiği ve bu bölgeye girmeyi başaran Seyyahlara anlatıldığı gibi (ANDRANİK 1900, BUTYKA 1892 a, 1892 B, JABA 1860 TAYLOR 1968) başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu bölgeye ilk gelen Barbaro (1471), Lucas (1700), Brant (1835), ve Moltke (1838) ile Ritter (1843: 75) gibi seyyahlar ise, içerisine girilemeyen bu Dersim bölgesini, Palu ve Erzincan şehirlerini, uzaktan seyretmişler ve çok etkilenmişlerdir.

Dersim’in güney doğu bölgesinde yerleşik Kürt Hizol aşiretinde, şu hususlar ağızdan ağza bir gelenek hâlinde aktarılmaktadır: Bu aşiret mensupları , Mardin, Urfa, Diyarbakır arasındaki, Karacadağ(Qerac) bölgesinden yola çıkmışlar ve Malatya üzerinden Dersim bölgesindeki Mazgirt ilçe hudutları içerisinde yerleşmişler ve bu yerleşenler burada, çiftçi ve hayvan yetiştiricisi olmuşlardır. Aşiret bu bölgeyi önceleri, göçebecilik zamanlarında, yayla olarak kullanmakta idiler.

Kürtlerin bu bölgedeki varlıkları ise, Türk varsayımlarına uyan kaynaklara göre (Fırat 1970: 95, Beşikçi 1977: 221), 13. yüzyıla kadar gitmektedir. Bu bölgeye Hizol aşiretinden önce gelmiş Şadi ve Hıran aşiretleri ile Hizol aşireti kurmancı dili konuşmakta; Dersim bölgesinde eskiden yerleşmiş, Bingöl, Palu ve Siverek kürtleri ise zazaca ve bunlarla akraba olanlarda demili dili (Hadank 1932) konuşmaktadırlar. Hizol aşireti de, ağızdan ağıza gelen söylentilere göre, yerleşik Dersim kabilelerinden Alevîliği kabullenmişlerdir. Bu aşiretin Mardin ve Malatya’da kalan bölümleri ise, hâlen sünnî olmakla beraber, Sivas yöresine göç edenler eski aşiret toplumunun bir bölümü olan, “Alevî koçgiri” aşireti içerisinde kalmışlardır (Kemali 1932: 146, Sykes 1915: 373). Bu durum, ağızdan ağza söylenerek bugüne kadar gelen görüşlerdir. Bilindiği gibi, bu bölgeye gelen aşiretlerin, Dersim’deki yerleşik aşiretlerden Alevîliği benimsedikleri ve buradaki halk ile kaynaştıkları fikrini doğrulamaktadır. Ancak bu görüşe karşı olan bazı tarihçilerin iddialar ise; 16. yüzyılda Yavuz Sultan Selim zamanında yapılan kızılbaş operasyonlarından kaçanlar, bu yol vermez dağlık bölgeye sığınmışlar, geride kalanlar ise sünnî olmuşlardır. Bu tez de aynı değerde doğruluk taşımaktadır. Bölgedeki Alevî tarihçeler için bu tez daha ilgi çekici geldiğinden onlar bu tezi desteklemektedir. Şehirlerden ve devlet otoritesinden uzak göçebe hayatı yaşayan bu gurupların, katı dinî inançları ile dinî inanışlardan sapma gibi görünen bu düşünce farklılıkları ile karşılaşacakları bazı olumsuzlukların düşünülemeyeceğinden, bütün bu aşiretler inançlarından saptıkları şüphesi altında kalmışlardır. Yalnız bir husus kesin ki, Dersim bölgesine hicret eden aşiretler, bu bölgedeki yerleşik eski aşiretler gibi Alevî olmuşlardır.

Bugün Hizol aşireti tarafından meskûn, 40’ın üzerindeki köyün ismi ne Türkçe ne de Kürtçe olup, Ermenicedir. Bu köylerdeki mevcut kilise ve manastır harabelerinde Ermenice yazılar bulunmakta (Boudoyan et Thıery 1972) ve bu köylerin eski sakinlerini hatırlatmaktadır. Ermeni köyleri, Palnatun ve COPK IV eyâleti, Mazgirt ilinin bu verimsiz dağ yamaçlarını ve bu bölgelere (Hübschmann 1904: 293, Markwart: 1930) Kürt aşiretleri gelmeden önce, Palu civarına ve Murat vadisindeki verimli topraklara göç ederek, bu yerleri terk etmişlerdir. Ermeniler bu bölgelerde, Birinci Dünya Harbi’ndeki katliam ve sürgüne kadar yaşamışlardır. Sözlü rivayete göre; bu ilk yıllarda Kürtler ile Ermeniler arasında herhangi bir çatışma olmadığını da dile getirmektedir. Palu’nun kuzeyindeki vadide bulunan eski Ermeni köylerinde yaşayan Hizollar da kuzeyden bu bölgeye gelmişler ve bu bölgede bugün de söylenen türkülerde, hayatın zor ve dramatik tarafları vurgulanmaktadır. Bu da, bu yaşantının geçmişinin belirlenmesi için önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Bu türkülerde, aşiret reislerinin liderliğinde toprak için, yaylaklar için yapılan çarpışmalardan ve kan davalarından, kadın ve kız kaçırmalardan, yakılan ve talan edilen köylerden, bir üstün güç’ün kendilerini korumaması nedeniyle yalnızlıktan ve terk edilmişlikten, güçlü kahramanlardan, annelerin, öldürülen oğulları üzerine yaktıkları ağıtlardan bahsedilmekte. Aynı zamanın iç politik çekişmeleri dolayısı ile oluşan çarpışmalar anlatılmaktadır. Kan davalarında, aşiretteki her bir kol’un (Kürtçe ezbet ) farklı kural ve uygulamaları olmakla beraber, çalışma hayatında buna paralel değişiklikler mevcut değildir. Küçük tarlaların oluşturduğu tarım faaliyetleri müşterek çalışmayı gerektirmeyip, çifçi olarak varlığını devam ettirmek ve aile üretiminin rizikolarını azaltmak için (Meillasoux 1976) uzun vadeli oransal bölünmeler yapılmaktadır. Bu işlem, aralarında yalnız ağalık, reislik gibi akrabalık ilişkileri olan kişiler arasında da uygulanmaktadır (Bumke 1976: zft). Aşiret reislerinin veya bu aşirete bağlı çeşitli kolların ve ağaların vergi toplama hakları çok yavaş gelişmiştir. Köylülerin yetersiz ve her sene değişen, azalan ve çoğalan miktarlardaki ürünlerinden, ağalara verdikleri miktarlar da değişmiştir. Bugün hayatta olan yaşlı kişiler bu uygulamayı hatırlamakta aşiret reisleri ve ağalar da , kendilerine verilen bu hizmete karşılık, aşiret mensuplarını komşu aşiretlerin veya ovalarda yaşayan sünnî beylerin baskın ve soygunlarından korumakta, ev sahibi olarak misafirleri ağırlamakta, aşiret içerisinde veya aşiretin muhtalif kollarında (ezbet’lerde) olan ihtilaflı durumlarda hâkim ve uzlaştırıcı rol oynamaktadırlar. Aşiret reisleri ve ağaları diğer köylülerden ayırt etmek hemen hemen mümkün değildir. Onların yalnız evleri biraz daha büyük olup, kısmen de günlük çalışması hafifletilmiştir. Böylece ağalık nedeniyle doğacak sömürü ve soygunculuk olaylarının da büyümesi önlenmiş olmaktadır. Kabileler arası barış anlaşmaları sonucu, komşu aşiretler arasındaki ve aşiret içi evlenme oranı son bir iki nesilde oldukça yüksek bir düzeye çıkmıştır.

Şecerenin 4.sayfasının 2. sırasında kayıtlı bulunan "İZOL" (ya da "HİZOL") Aşireti; günümüzde Urfa İli'ne bağlı Suruç,Birecik,Halfeti ilçe'leriyle Malatyaya bağlı Battal Gazi İlçesi, Elazığ'a bağlı Baskil,Keban,Karakoçan ve Dersim'e bağlı Mazgirt ilçesinin köylerinde yerleşik bulunan "HİZOL" (ya da "izol")adlı Kürd aşiretidir. 13. yüzyılda Moğol ordularının Kürdistan topraklarını işgal ve istila etmeleri nedeniyle,Hizol'lu Kürdlerin bir bölümü ,Haranlı ve Hormekli Kürdlerle birlikte ,Harran ovasından göçederek Mazgirt ile Karakoçan ,Baskil ve Battal Gazi'ye gelip yerleşmişlerdir. Urfa ile Elazığ ve Malatya'ya bağlı ilçelerin köylerinde yerleşik bulunan "Hizol"lu Kürdler "Şafi"mezhebinde oldukları halde ,Dersim'e bağlı Mazgirt ilçesinin köyleriyle Karakoçan ilçesine bağlı köylerde yerleşik bulunan Hizol'lular Alevidirler. (DERSİM'DE KIZILBAŞ KÜRTLER Marjinalite (Aykırılaşma) ve RafızilikPeter J. Bumke Sayfa 404-417 (Almanca'dan Çeviren: Müzeyyen Güzelgün)

İzol aşireti, günümüzde Urfa’ya bağlı Suruç, Birecik, Halfeti ilçeleri ile Malatya’ya bağlı Battalgazi ilçesinin köylerinde yaşarlar. İzol Aşireti, Malatya bölgesinden başlayarak Siverek-Diyarbakır-Ergani üçgeni   yoğunlaşan, Siverek-Hilvan arasında bulunan köylerde kısmen yaşayan, Mardin-Kızıltepe, Kasra- Kanco(Qesra-Qenco) denilen bölgeye kadar uzanan genelde bölgenin tamamına yayılmış büyük, çok parçalı ve aşiretin bünyesinde bir çok kabileye, alt aşiretlere bölünmüş büyük bir aşiret olup, bu aşiretin en etkili olduğu bölge Siverek olup, Bölge siyasetinde  etkili olan bir aşirettir.

 Canikli Araştırmacı ve tarih öğretmeni olan Bilal Aksoy tarihin gerilerine doğru gidildiğinde, Hizol terimi  ile ilgili şu tespitlere varmıştır.

Şadililerden sonra Doğu Anadolu'da önemli ölçüde varlığı bi­linen îzoli topluluklarının adına XIII. yüzyılın başlarında Şarik aşiretler listesinde de tanık olmaktayız. İzoli (İzollu, îzolli, İzolli, Hizoli şekillerinde de telaffuz edilir) topluluklarının geliş mebdei ve menşei çeşitli vesilelerle açıklanmasına karşın, tatmin edici olmaktan çok uzak kalmıştır. Bir kısım kaynakların İzolluların Harzemilerden olduğu şeklindeki görüşlerinin makul görüle­cek yanı yoktur.

. Tunceli yöresine gelen İzolluların bugün bile Karacadağdan geldiklerini belirtmeleri konumuz açısından ilgi çekicidir. Adı ge­çen aşiretin mensupları buna bağlı olarak Diyarbakır yakınların­daki Karacadağ'dan (Çiyay Qerac) geldiklerini ekleyerek konuya açıklık kazan­dırırlar. Çünkü hangi Karacadâğ olduğu da bizim.için önem taşı­maktaydı. Nedeni de birtakım irili ufaklı Karacadağ'ların varlığıdır. Bunlardan biri Azerbaycan'da bulunmaktadır. (Tebriz'in kuzeyinde belirtilen «Karaca Dağ» yöresi için b'kz. Husâyri, Atlas-i Bagalî-i İran, 1. çap, İstanbul, 1926, Sh. 25.)

 Anadolu’dakiler ise değişik yörelerde yer almaktadır. Sözgelimi bunlardan biri Konya Karapınar'a yakın 2007 m. yüksekliğindedir; bir diğeri Sivas'ın güneyinde yer alır. Yine Kırklareli'ne bağlı Karacadağ kasabasını da buna eklersek aynı adı taşıyan birçok yerle karşı karşıya kalmaktayız. Ancak burada söz konusu olan Diyarbakır Si­verek arasında yer alan ve aynı adı taşıyan yöredir; bu yörede hem Karacadağ adlı bucağın varlığı hem de 1938 m. yüksekliğindeki Karacadağ zirvesinin varlığı ilgi alanımız içindedir.

Şimdi, tarihi kaynaklar ve haritalar gözden geçirildiğinde Mar­din bölgesinin - Diyarbakır ve Urfa yörelerini de kapsayacak şekilde - İZALLA olarak adlandırılanı müşahede edilmektedir. Her ne kadar kimi yazarlar, İzalla'nın Karacadağ olarak sayılmasına karşı iseler de, muahhar kaynaklara inildiğinde ilgili bölgenin alanının farklı şekillerde belirtildiği bir vakıadır.

M. Street, A. Socin gibi Batılı yazarlar Karacadağ ile îzala (tzalla) adım özdeş olarak görürler. Özellikle M. Canard, «Histoire de la Dynastie des H'amdanides de jasira et de Syrie» (Paris, 1953, C. ti Sh. 76) adlı eserinde İzala'yı Karacadağ olarak - açıkça - ni­telendirmektedir.

Bilinen en eski çivi yazılı tabletlerde bile İzala adına rastlanır. Roma ve Bizans yazarları da Mardin ve civarı için «İsala» tabirini kullanmışlardır; Süryani belgelerinde «îzela» olarak geçerken, Arap kaynaklarında ise «Cebel - al - îzal» şeklinde yer alır.

İS. IV. yüzyıl Roma tarihçisi Antakya'lı Ammianus Marcelinus, Diyarbakır ve Nusaybin arasında bir yolun mevcudiyetini belirtirken jj «Per îzalam montem, inter castella Praesidiaria duo Maride et Lorne întroturum» şeklindeki Latince tasvirine binaen : «îzala dağı üzerinden, Maride ve Lorne kaleleri arasından» geçtiği anlaşılmaktadır. Marcelinus'un «Maride» dediği bugünkü Mardin-dir. (Nejat Göy üne, XVI. Yüzyılda Mardin Sancağı, sh. 2)

îzala adının çivi yazılı tabletlerde de mevcut olduğuna değin­
dik. Çünkü tarihte ilk olarak
II. Asur - Nasırpal'in Î,Ö. 867 Komuk - Khumukh)lar ve Kırkho'ların isyanını bastırırken îzalla'rında adı geçer; ilgili tablete göre îzalla halkı düzenli vergisiniödediği için bağışlanır. (Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri, sh. 383)
 

Ayrıca bazı kaynaklarda Mardin'in kuzey kesimine «îza» de­nildiği kaydedilmekteyse de, (Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri, sh. 383) bunun «îzalla» olduğu besbel­lidir.

İzalla bölgesinden Tunceli'ne doğru yayılarak gelenlere îzalla'dan oldukları için îzoli adı verilmiştir. Muhtemelen îzoli adı Hi­titler, Mittaniler, Asurlar devirlerinden beri kullanılmaktadır. Çün­kü daha önce de belirttiğimiz gibi «-İv», «-li» ekleri yer bildirmeye yöneliktir; Hititlerden bu yana vesikalarda sıkça geçer. Zaman za­man «îzoli» deyimi yerini «Hizoli» ye terk etmiştir. Bu olgu da as­lında yöresel okunuş tarzlarından kaynaklanmaktadır.

Nitekim, M. Şerif Fırat, İzollu'nun Hizollu olarak okunuş far­
kını görmezlikten gelerek, her ikisinin biri birlerinden ayrı aşiret­ler olduğu yargısına varmıştır. Fırat, üstelik bir de mezhepsel fark­ları öne sürerek bu konudaki, yanlış görüşünü desteklemeye çalış­mıştır
.(M. Şerif Fırat, Doğu.İlleri ve Varto Tarihi, sh. 40)
   

Eski çağlarda ÎZALLA bölgesi Süryaniler, Nesturiler, Araplar ve benzerleri tarafından mesken tutulmuştur. Daha önceleri büyük ölçüde MİTANNÎ devletinin sınırlan içinde bulunan ÎZALLA böl­gesi, tarih boyunca çeşitli güçlerin akınlarına hedef olmuştur. İzolli adı ise aslında bir aşiret olmanın ötesinde, belli bir bölgeden kaynaklanan insanların ortak adı mahiyetindedir. Nitekim îzollu olarak bilinenlerin kendi aralarında bir uyumun olamayışı da sa­rih bir örnek teşkil eder.

İ.Ö. 867'lerden itibaren karşılaştığımız îzalla adının, daha es­kilere dayandığı kanısındayım. Dolayısıyle îzalla adıyla, İ.Ö.. III. bin yılda Karadeniz sahillerinde varlığına tanık olduğumuz Azerilerin biri birleriyle ilişkili görülmeleri makul sayılacak bir iddia olamaz. Öyle umuyoruz ki, arkeolojik çalışmaların ilerlemesiyle îzalla adının menşei de gün ışığına çıkmış olacaktır,

İzolluların kuzeye doğru göçleri XIII. yüzyıl öncesine daya­nır. Daha XI. yüzyılda Anadolu'ya vuku bulan Oğuz boyları akın­ları esnasında îzalla bölgesinde yoğun çatışmaların olduğunu ta­rihi kaynaklar nakletmektedirler. XI. yüzyıldan itibaren kademeli bir şekilde kuzeye doğru yönelen îzollulara XIII. yüzyılda Tunce­li'nin Mazgirt İlçesine bağlı Rîçık (Geçitveren) köyü ve çevresinde bulmaktayız. Rîçık köyünü merkez edinen İzolluların XVI. yüz­yıldaki birtakım iskân uygulamalarından dolayı kısmen Sivas'ın Zara yöresine doğru yöneldikleri müşahede edilmektedir. Ancak, vuku bulan göçün kesin olarak hangi tarihte ve ne şekilde gerçek­leştiğine dair daha sarih bir açıklama yapabilecek durumda değilim. Bunun için Osmanlı vesikalarının büyük ölçüde araştırma­lara açık tutulmasıyla sorun çözülebilir kanısındayım.

Takriben XVII. yüzyılın ikinci yarısında Tunceli'nin Mazgirt İlçesi Mestan (Ortaharman) köyü' çevresine küçük çaplı bir göç hareketi olur; îzolli aşiretine mensup olan bu topluluk Malatya'daki «Gedük: Mezrasından göç ederler. Hala Gedük namı ile yö­rede iskân eden bu topluluk yerleştikleri bazı yerlere geldikleri yerlerin adlarını vermişlerdir; sözgelimi «Gedik Komu» bunlar arasındadır.(Söz konusu Gêduk AİLESİ KARDEREDEN GİTMİŞLERDİR. S. MUXUNDİ )Osmanlı İmparatorluğu'na ait 1560 tarihli «Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri’nde yer alan : «Mezraa-i Gedük, der nezd-i mezraa-i Aknasun, tabi-i şehr hâss-ı şâhî. Hasıl 1.300» şek­lindeki ibareden XVI. yüzyılda Malatyadaki «Gedük Mezraası»n hâsılatı nakledilmektedir. (Refet Yinanç, Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri (1560), sh. 30) Yine. aynı defterin 328. sıra noda': «Mezrayı Ziyaret, nâm-ı diğer Gedik Azı» olarak kaydedilen ye­rin de îzollu'lara mensup Gedik'lerle ilişkili olduğu açıktır. (a.g.e., sh. 192)

XVII. yüzyılda .bölgeyi gezen Evliya Çelebi, Elazığ-Malatya arasındaki İzolluların taşkınca faaliyetlerinden söz etmektedir. (Aksoy, Bilal (1985), "Tarihsel degişim sürecinde Tunceli" Ankara:Yorum yayınevi. Sf :151-152-153-154)

HİZOL(İzol):

Mazgirt bölgesindeki Hizol ( İzoli) aşiretiyle ilgili yaptığım tarihsel araştırmayı aktarmakta yarar buluyorum. Hizol (İzoli-İzol)

İzoli yöre söylemiyle Hizol olarak telaffuz edilmektedir. Genel olarak Hizol-Hizoli-İzol-İzoli olarak adlandırılmaktadır.

Gerilere doğru gidildikçe Malatya’dan daha önceleri de  Mardin Diyarbakır arası Karacdağ’dan (Qerac) dağıldıkları konusu tüm tarihçilerce hemfikirdir. Qerac=taşlık otluk olmayan yer anlamına gelmektedir. Yoksa Türkçede ki Karaca hayvanı ile bir ilgisi yoktur. Önceleri Sunni sonraları Alevi olduğu söylenmesine rağmen Urfa’daki İzol köylerinde Alevi Hizolların olduğu bilinmektedir. Bunların tarihte pirleri Barak Babadır. Ayrıca Dersim bölgesine ilk yerleşen hiç bir Hizollu’nun atasında suni bir isime rastlamıyoruz. Bu da Hizolların suni kökenli savını şüphede bırakmamaktadır. Kısacası Hizolların gelen ilk atalarında da Ömer Osman, Bekir gibi isimlere rastlamamaktayız. Buradaki insanların İzol aşiretinin aslında Alevi olduğunu, baskıdan dolayı dağıldıklarını birçoğunun Suniliğe geçtiklerinin baskı sonucu olduğu ileri sürülmektedir. Urfa’dan önceki tarihleri ise Arabistan’dan Orta Asya’dan İran’dan geldikleri söylemiyle karmaşıklaşmaktadır.

Bir diğer iddia ise “ Zal-i Zor’un torunları olduğu ihtimalidir. Zal-i Zor= Zaloğlu Rüstem adlı pehlivanın torunları olduklarıdır. İ-Zol=Zaloğlu olarak değerlendirmelerini yapan Temir Çavuş Temir Hasdemir’le yaptığım bir söyleşide dile gelmişti. 1986 yılında 90 yaşlarında olan bu zat İzolların Zaloğlu Rüstem’in soyundan olduklarını dedelerince söylendiğini aktarmıştı. Aynı yıl için Haydar Narin (Heydê Kurik Belek’te) teyit etmişti.

İzol (Hizol) Mazgirt bölgesine yerleşik olmayıp dışardan geldiği kesin olan aşiretlerden biridir. Diğer aşiretler konusunda çeşitli spekülasyonlar ve varsayımlar ya da yorumlar yapılmasına rağmen Hizolların bu bölgeye sonradan geldikleri hatta en son gelen aşiret oldukları bilinmektedir. Ama bu gelişin geriye doğru Urfa’ya kadar uzanır. Daha gerilere doğru ise tıpkı öteki aşiretler gibi meçhuldür.

Hizol aşireti Mardin ve Urfa’dan dağıldıktan sonra bir kısmı Malatya’ya gelir. Malatya’dan bir kardeş  bugünkü Rîçık (Geçitveren) köyünün kuzeybatısında yer alan Rîçika Kem (Eski Rîçık) Xiştan bölgesine yerleşir. Malatya’dan buraya gelen Hizollu Simîh seferdir. Sim babasının isminin Sefer olduğundan mı yoksa göç anlamına gelen seferden (Arapça kökenli seferi tanımlaması) dolayı mı bu adı almış bilinmez ama ilk yerleşen kişi olarak adı tarihe geçer. Osmanlı Dönemi göçeri olan bu kişi 1300-1400 lü yıllarından Mazgirt-Riçık köyüne geldiği bilinmektedir. Bu dönem henüz tam egemen olmadığı Türk kabilelerin doğuda barınamadığı ve batıda güçlü Türk devletinin olduğunu duyunca buraları terk etikleri ya da Kürtler arasında milli özelliğini kaybettiği ve Kürtleştiği dönemdir. 1500 yıllarından sonra doğuya yerleşen Türkler asla dillerini unutmamışlar. Merkezi yönetimle ilişkileri olmuştur.

Sımî Sefer eski Rîçık köyüne yerleştikten sonra beş oğlu olur. Tarım alanına uygun olmayan eski Rîçık, göç etmek zorunda kalır ve bugünkü köyün bulunduğu yere yerleşirler Sımî Sefer’in beş oğlundan ikisi yeni Rîçık köyüne yerleşir. Bunların adı Cafer ile İsmail’dir.

Ali İsmail (Mala Dılo) Manakreg’e yerleşir. Xelan adlı oğlu bugünkü Xelan Köyü’ne yerleşir. Daha doğrusu köyü Xelan kuduğu için bu adı alır. Murteza Çelewiy adlı oğlu Çeleqas köyüne yerleşir.

Sımî Sefer kendi yerleşiminden sonra Malatya’daki öteki Hizollarla ilişkiye geçer. Gerek Malatya’daki Suni baskını gerek Sımî Sefer’in güçsüz kalma korkusu öteki Hizoların gelemesinde etkili olur. Kar Coşik qelesqelan, Cevriyan Mexseliyan Mastıyan Sımî Sefer’in torunu değil ama Hizol akrabalarıdır. Daha Sımî Sefer hayattayken bu Hizol grupları da çıkar gelirler. Hatta bir söylenceye göre Teman Hizoları Muxbilyan kolu ezbetindedirler. Aşiretlerin alt kollarına ezbet denilmektedir. Hizoların kendi ararlında yaptığı esprilerden biri de şudur. Sımî Sefer’in soyunun devamına “Bawê Kêrî” ötekilere de “Bawê Qauş” derler.

Akyokuş köyü (Ferxo) Alevi inancına sahip eski bir ermeni köyüdür. Köy yeni Hizol aşiretine ait bir Kürt yerleşim birimidir.

Değişik tarihlerde yaptığım alan araştırmalarda şu çok dikkatimi çekmiştir. Nerede bir Ermeni kilisesi kalıntısı varsa yanı başında muhakkak bir Alevi ziyareti ya da türbesi vardır. İsnis’te, Kupık’te, Hülam’da, Kardere’de, Blan’da bunun son kalıntılar açıkça mevcuttur. Örnek alarak Blan’da Mesil Babanı hemen üstünde kilise vardır. Burayı Aleviler sahıltım olarak kullanırlardı yine isnis’te kilise kalıntısını yanında  Haydar Baba ziyareti vardır. Hatta buna batıda da rastlmak mümkün. Konya Ereğli’de Ermeni kiliselerinin bulunduğu İvris’de (Hitit Luvi kültürünün merkezinden biri) üç dedenin varlığından söz edilir. Ayrıca Gaybi Köyünün üst tarafında Erenler mezarlığı vardır.

Daha önceleri bu bölgelere geçici ve mevsimlik gelen Hizollar Riçıklerin yerleşmesi ile büyük topluluklarla gelip yerleşirler. Örnek olarak Goman köyüne İzol aşiretinden üç kardeş (Kahraman-Ali-Beki) tarafından kurulduğu anlatılmaktadır. Köyde üç akraba gurubunun  çoğunlukta olması (Mala Kahraman- Mala Ali Wele -Mala Beki), bu tezi doğrulamaktadır.

Aynı şekilde Coşik köyüne Cuwan, Sofiyan ve Celan adlı kişilerin yerleşmesi ile kurulmuştur.

Yine Teman köyünü ilk kuran Temır adlı bir Hizolludur. Babadan oğla kadar gelen temır isminin son ferdi Temır Çavuş’tu. Daha önceleri başka köşe yazılarında da belirttiğim gibi.  Teman, Hizol (İzol) aşiretinin ilk kurduğu köylerden biridir. 1987 yı­lında Temir Çavuş'la yaptığım bir söyleşide, Temir Çavuş bana şunları söylemişti: "İzollar'ın (Hizol) dedesi ilk olarak Karacadağ'tan gelip Rîçik'e yerleşirler. Rîçik, kök anlamın­dadır. Kökümüz buraya yerleşip bu­radan dağıldığı için bu adı alır. De­demiz ölünce, üç oğlu anlaşa­maz. Büyük oğlu Rîçik'te kalır. Or­tanca oğlu Karacadağ'a geri döner. Küçük oğlu Temir bura­ya yerleşir. Çevredeki diğer Hizol köyleri ise çok daha sonraları kurulur. Geldiği yıllarda buralarda çoook aşiret kavgaları olmuş bizim aşiretle Şadiler arasında fazla olmamışta Xıran aşireti ile çok olmuş hata son bazı aşiret kavgalarına ben de tanık oldum. İleri gelenler bakmışlar bu kavga kötü sonuçlara varır tutmuşlar her köye  veya köyler arasına seyitleri yerleştirmişler. Bizim köye de öyle gelmişler.  Bu köyü kurar. Teman ismi Temir'den kalır. Son Temir ismini de bana vermişler.

ÇELEQAS HİZOLLARI: Mazgirt ilcesine bağlı Cosik köyünde kadın yüzünden büyük bir geçimsizlik olur.Kurt Izol Aşireti’ne mensup alevi inançlı bu köyde tekrar barışı sağlamak gerekir. Günün aşiret ileri gelenleri, pirler, reyberler toplanırlar. Sonuçta bir aileyi suçlu bulurlar Adi gecen ailenin koyu terk etmesine karar verirler. Komşular bu aileyle tüm ilişkilerini keserler. Xelil , Delil, ve Çelebi isimli üç kardeş ve çocuklarından oluşan bu aile yanında barınmak için Palu beyine başvuruda bulunur. Palu beyinden red cevabı alırlar. Ayni isteği Kiği beğine iletirler. Kiğı beyi Kigi'den uzak bir alana yerleşebileceklerini söyler. Kardeşler yer aramaya başlarlar. Yüksek bir alanda bir çeşmenin basında konaklarlar. Hayme (Holik) yapıp oraya yerleşirler.Zamanla aile çoğalır. Kardeşler ayrılır, kendilerine yeni yerleşim yerleri ararlar.Celebi Mazgirt'e yakin gitmek ister. Bulduğu bir çeşmenin başında konaklar ve oraya yerleşir. Delil Karakoçan’a (eski ismiyle Dep'e) yakin bir alanda yerleşir. Xelil yerinde kalır. Böylece yerleştikleri yerleşim birimleri onların adlarıyla anılır. Yani Xelil Xelan'i , Celebi Çeleqas 'i, Delil'de Delikan'i kurmuş olur. Bazı yaşlılarımız olayı değişik anlatırlar. Xelil, Delil ve Celebi'nin babalarının Xelan'a yerleştiklerini, çocuklarının orda dünyaya gelip dağıldıklarını anlatırlar. Ama hepside koyun geliş ve dağılış şeklinde birleşirler. Ben içlerinde birkaç kişinin tekrarladığı anlatımı esas almaya çalıştım. Xelan'in yeri oldukça yüksektir. Komsu köyler arasında Xelanigazi (yüksek arazideki Xellan) olarak da bilinir. Zaman içinde Xelan'a yakin yerleşim birimleri oluşur. Bunlar Xellan 'a bağlı Dal, Kepur ve Hormek mezraları adlarıyla anılırlar. Hatta Dal’ın (Dala Misti Bali) Xelan'dan önce kurulduğu söylenir. Buralara sonradan Teman, Goman ve Ricik'den gelip yerleşen insanlar Xelan'lilarin akrabalarıdırlar. Yani Izol aşireti kökenlidirler. Yine Dal ve Hormek'te cevre köylerden gelmiş "yasayan dersim inancının mucitleri, pirleri" bamasurlu (bavamansurlu) ailelerle Kureyşan’lı bir aile yasamaktadır. Bu güzel insanlar koyumuzun mertlik, yiğitlik ve tabiat güzelliğine inanç güzelliğini de katmışlardır. Xellanlılar, mezralarda yasayan komsuları ile özde ayni inanç ve kültüre sahiptirler. Çeleqas KÖYÜN 3 MEZRASI VARDIR 1) Çeleqas devadam balan 2- Deştıaşan oluşmuştur Çeleqas köyün diğer adının anlamı şöyledir Kureyş ile talibi beraber yolculuk yapmışlar bağın köyüne geliyor tabı ki Baxin köyün bir şehirmiş Osmanlı askerleri Kureyş ile talibi yakalıyor 3 gün iskence yapıyor sonra bakıyorlar ki suçsuz olduğunu Osmanlı askerine öğrenince celexas köyün ile bağın sınırdan pardösünü kayık yapıp karşıya geçiyor bizim köyden bir kayayı yorup iki kişilik yer yapıyor 40 gün bu kayadan aylarda ise şubat ayıymış Kürtçe olarak Çeleqas köyü olarak isim veriyor sonra Kureyş Nazmiye’nin bir köyüne yerde (DERSİMDE) kalır CELEXASLI METİN BEYİ

HULMAN (DOĞUCAK)

Hulman köyü adı çok eski bir addır. Hul=Holık man=menç; Hulmenç Menç’in yaylası anlamına gelmektedir. (Holık= Ağaç dallarından yapılmış  çadır tipi gölgeliklere denir.) Zaten köyün üstünde aşağıda da  belirttiğim gibi Menç (Manc) diye bir İslam öncesi ziyareti vardır. Köy yer değiştirmeden önce aynı adı taşıyıp taşımadığı bilinmez ama yaklaşık iki bin yıldan beri aynı adla anılmaktadır.

Yörenin en eski yerleşim yerlerinden biri de Hülman (Doğucak) köyüdür. Hülman’ın yerleşim olarak Bağın kadar eski bir köy olduğunu söyleyebiliriz. Tarım ve ilkel sanayi yönünde önemli bir yerleşim birimidir. Zaten Bağın Kalesi’nin ekonomik olarak tarımsal alanda Axkilis-Hülman Manekıreng, hayvansal ürün olarak da Dep(Karakoçan) tarafından sağlanıyordu. Kale içi küçük tarı ise Deşte Bağine de sağlanıyordu.

Hülman’ın ilk yerleşim yeri Seyde Gaze mezrası ile Hülman arasında yer alan Qurçe Leyle bölgesindedir. Tose Axay Mendan’ın tarlası olarak bilinen bu yer en eski yerleşim yeridir. Daha sonra bugünkü Hülman Köyünün Seyde Gaze’ye doğru giderken Qeracê Sor denen bölgenin başlangıç yeri olan noktaya iner. Günümüzden yaklaşık 2000 yıl öncesinde de bugünkü yerleşim yerine yerleşir. Bağın Kalesi’nin güney batısındaki bu verimli topraklar Bağın için önemli bir yer teşkil etmekteydi.

1071 Malazgirt Savaşı’nda Türklerin Anadolu’ya girmesi ile birlikte bölge Türk göçü de almaya başlar. Bağin Kalesi’nin Selçukluların eline geçmesi ile birlikte Ermenilerin elinde olan Hülman Köyü el değiştirir. Türklerin eline geçen köye Türkler yerleşir. Selçukluların zayıflaması ve beylik dönemlerinin başlaması ile birlikte çelişkiler yoğunlaşır. Manakrek’teki Hizollere baskı yapan Hülmandaki Türkleri bir baskınla döverler. Bu olaydan sonra Türkler çevredeki baskılara daha fazla dayanamayarak birer birer göç ederler. Hülman’a Rîçık köyünden iki kardeş gelir yerleşir. Beyro ve Hındo adlı kardeşlerin yerleşmesi ile Türklerin göçü gittikçe hızlanır. Sadece Mendan ve Beki Wely ailesi kalır. (Tosi Ağay Mendan ve Mala beki wely köyde kalan tek türk Aileleri olur.)

Beyro’nun torunları bugünkü topallar gezginler olur. Hındo’nun (Hından) çocukları ise bugünkü Bozay, Bozayıl, Bozayer… Soyadları olan ailelerdir. Köyde bugün hem Alevi ziyareti hem de Ermeni ziyareti mevcuttur. Her iki ziyaret de kutsal sayılmakta ve saygı gösterilmektedir.

Türklerin göçü olduğu dönem içinde Hizollu Ali İsmail Manakreg’e yerleşir. Buradaki Ermeniler kovulur, yerine Hizollar yerleşir. Ama komşuları Hülmalı Türkler bunlara sürekli baskı yapar, bunları döver. Ekin tarlalarına hayvanları salarlar. Çobanlarına, tek yakaladıkları kişilere ve kadınlara hakaret ederler. Bunun böyle gitmeyeceğini düşünen Ali İsmail Rîçık Köyü’ne gider ve oradaki akrabalarına haber verir. Mexs adındaki bir Hizolli yanlarına bir grup alır. Hülman Manakreg arasında bir yere yerleşir.(Mexs bir dönemin önemli aşiret yiğididir) Hülman çobanları aynı şekilde tarlalara sürüyü salarak yayarlar. Pusuda çıkan bu kişiler çobanları döver. Kaçan bir çoban köye varıp verir. Gelen kişiler yine Mexs ve arkadaşlarınca dövülür. Yapılan barış antlaşmasında Qırtıl tepesi sınır olarak kabul edilir. Daha sonra bu baskılar devam eder. Türkler Hülman köyü’nü bir bir  terk eder. Beyro ve Hundo ilk olarak gelip Hülman’a yerleşir. Ermeni ziyaretinin adı Ziyaret Menc’dir. Menc’in anlamını bulamadım. Burada aynı zamanda eski Ermeni kilise ve mezarlarında olduğu söylenmektedir.Aleviler buraları ele geçirdikten sonra yok etme yerine saygı göstermişler. Yalnız kaderlerine terk edip, kendi halinde harabeye dönmüşlerdir. Tahrip edilme, kazı ise som 30 yoldan sonra yapılmıştır.

Hülman’daki Alevi ziyareti ise hemen Ziyaret Menc’in altında “Çelebi Ziyareti’dir.” Ziyaret Gusınç (iğde ağacıdır) hemen yolun kenarında ve yolun üstünekadar yayılmasına rağmen kutsallığından dolayı kesilmez. Yolun alt tarafında ise Çelebi Mezarları vardır. Bir anlatışa göre Çelebi kuru değneğini buraya diker ve bu değnek yeşerir. Ağaç bugün oldukça kalın ve yaşlı hali her yönü ile belli olmaktadır. Paxnik’ten gelen çelebilerdir. Ocaklar bugün Diyarbakır’dadır. Nakşibendi tarikatına bağlılardır. Bu köyün pirleri son döneme kadar Qilxir ve Ferxo’dan gelirlerdi. Son gelen pirleri Aziz Çelebi idi. Cemlere öteki Alevilerden farksızdı.

Daha önceden Bamasur (babamansur) talipleri olan bu köy Bamansurlu bir seyidin ahlaksız davranışı nedeniyle seyidlerini reddederler ve Çelebileri kendilerine pir yaparlar. Çevredeki tek Nakşi talibi olan köydür. Seyide Sor oalrak bilinen kişi yanında bir başka seyidle yukarıdan Hülman’a doğru giderken yanındaki arkadaşına ‘Em î Şev Serî di kêkin’ ( Biz bu akşam başını kime koyalım ?) diye ahlaksız bir cümle kullanırlar. Bunların bu konuşmasını duyan Hülman çobanları olayı köyde anlatınca köy toplanır, konuşup karar alır ve Bamasurluların seyitliğini reddedip Çelebileri kendilerine Pir olarak seçerler. Bu seçim, çevrelerinin Alevi olmasından mı, yola olan bağlılıktan mı bilinmez ama Suni köylerle sınır olan bir köy olsaydı Suniliğe geçmeleri uzak bir ihtimal olmazdı sanırım.  Bu olaydan sonra Hülman’a Cumhuriyet tarih öncesi ve sonraları iki ayrı seyit gelip yerleşir.  Biri Bamasur seyitlerinden Esıkan kolu evlatlarından Sey Şukri’ye Kelexan daha sonraları Sedye Teman(Mala sedye Goncık, Sedye Mançe) aileleri girer. Kısa sürede o köyden ayrılırlar. Bu tatsız olaya rağmen Hülman Hizolleri seyitlere olan saygılarını çekmezler. Küçükken hatırlardım. (1960 lı yıllarda ) dedem Seyit Bapir’e çok saygı gösterirlerdi.

Hizolların Mazgirt ve Karakoçan köylerinde yerleştikleri ve buralarda çoğaldıkları bilinmektedir.

Sonuç: 

a)- Hizol, izol, İzolli, İzoli, İzall tarihte hizolların değişik adlarla anılan aşiret adlarıdır.

b)- Aşiret kan bağından çok aynı amaçla ortak yaşam amacıyla bir araya gelen insanları da içinde taşımaktadır.

c)- Diğer aşiretlerde görülen derebeyi varı baskıcı aşiret ağalığına Hizollar da pek rastlanmaz. Aşiret ağalığı genellikle sorun çözmedeki piramitleşme vardır.

d)- Hizollar tarih sürecinde belirli devlet oluşumunda önemli güç oluşumu yaratmışlardır.

e)- Devletlerin önemli hayvan ihtiyaçlarını karşılamasında söz sahibi bir aşiret olmuşlardır.

f)- Aşiret yeni kurulan devletlerle çelişkiler yaşayıp büyük baskılar yaşayınca dağlık coğrafyalara göç etmiştir.

g)-Bölgeye yerleşmek amacıyla ilk gelen Hizoller Rîçık Hizolleridir. Diğer Hizoller aynı babanın evlatları değil ama aynı aşiretin çocuklarıdırlar. Bölgeye havyacılıkla başladıkları ve geçim yetersizliğinde tarıma elverişli köyler kurdukları gerçekler var.

h)- Hi=hu=tanrı,hak anlamındadır. Zal=zul=za= ışık, altın, evlat anlamı ile “tanrının ışığı” “tanrı evlatları” “hak ışığı(altını) anlamına gelmektedir ki bu bizi Hizolların Hatti veya Hitit devletine kadar götürür.

ı)- Zal-i Zor (Zaloğlu Rüstem) Hizol pehlivanı olduğu  söylemler arasındadır.

i)- Bir başka iddia ise o dönemin devlet Politikası Dersim Zazaları ile derezeleri(akrabaları) olan Palu Zazaları arasına bilinçli yerleştirildikleri. Yerleşmeden sonra bu iki akraba gurubunun kopukluğu ile Palu sunileştirme, Dersim’de Türkleştirme hedefi ile amaçlar gerçekleştirilmiştir.

j)- Tıpkı Karsaniler, Bertiyanlar gibi yazın Munzur kışın Mardin ve Urfa bölgelerini gezdikleri için yerleşmeden önce bu bölgeyi tanıyorlardı. Tanıma olgusu da yetersiz kalır. Eğer buradaki yerleşik halkla diyalok ve inanç birliği olmasalardı temelli gelip yerleşmewzlerdi. Bu da bize Hizolların Dersim ile tarihin çok geileine doğru bir bağlarının olabileceğinin ihtimalini vermektedir.

Kaynak kişiler:

Kemal Derin (83)

Ali Elaldı (80)

Ali Yeşiltepe(75 ölü)

Yakup Şengezer (95-Ölü)

M.Ali Narin (75)

Çeleqaslı Metin Beyi

Gozel Hasdemir. (82)

Temir Hasdemir(Temır çavuş 85 ölü)

Adını hatırlayamadığım yaşlı Hizollar

 

Araştırma sürasi: 1984-2009

 

      Seyfi MUXUNDİ

 

15.09.2009 / Gomanweb