YAŞLILARIMIZ DERSİM DOĞASINDA YETİŞEN BİTKİ TÜRLERİNDEN İLAÇ YAPARDI
Hıdır Dulkadir
Araştırmalara göre, Munzur dağlarında binbeşyüz’ün üzerinde bitki türü bulunmaktadır. Dünyanın hiç bir ülkesinde olmıyan kokusuz sarmısak ve çeşit çeşit çiçeklerimiz, binbir derde derman olan, Munzur’un şifalı bitkileri hakkında bilgi veren Mahmut
Utan ise şöyle diyor:
‘‘Ben yıllardan beri bu konuda kendi çabalarımla çok inceleme yaptım. Otların nerede yetiştiğini, neye yaradığını uzun yıllardan sonra öğrendim. Bu otlardan hazırladığım özel ilaçları sadece dostlara, çevreme veriyordum. Artık bundan sonra, ihtiyaç
sahibi tüm insanlara vereceğim. Bu otlardan yaptığım şurupların şifa verdiği bazı hastalıklar şunlardır.
Hepatit-B hücre yenilenmesi, Kas ve Mafsal ağrılar, Guatr, Ülser, Böbrek hastalıkları, Nefes darlığı ve solunum yetersizliği hastalıklarına, ve de cinsel yetersizlikle ilğili problemlerde çok etkili. İstiyen gelip alsın denesin. İddia ediyorum, Munzur dağları doğal bir
eczanedir. Bunun değerini kıymetini bilelim’’ diyor. Dersim’de İklim gazetesi sayı:30
Yaşadığım köyde yaşlılarımız onlarca ilaç yapardı. Bu ilaçlardan aklımda kalan bazı bitki türleri şunlardır. Bizim köyün kadın cerrahları Elif Aslan (Ceniya Hése Fate), Wâkıl Yeşil (Wâka Alé Sıme Bad/ Wȃka Kéké Yive Ali (*), Beser Kırmızıtaş (Besa
Vive Same Momid/Besa Kéké Yive Ali (Hiç biri hayat’ta değiller) hanımlar başta gelirdi.
NEREBEND: ‘‘Nune Pepug’’ dedikleri bir ot çeşididir. Benim oturduğum köyde ‘Wıle Gılgır’ dedikleri tepede yeşerirdi. Topraktan çıkınca 8-10 dala ayrılırdı. 10-15 cm kadar büyüklüğündedir.
Otun kökü deşer, bıçakla kökten keserlerdi. Kökünde süt akardı. Süt’ü bir kapta biriktirirlerdi. Karıştırdıkça süt katılaşır, kestana renğini alırdı. Kapalı kutu veya öküz boynuzuna koyarlardı. (Kovık ) Uzun süre muhafaza edilirdi. Yaralara bire birdi. Halk buna ‘‘Nerebend’’ derdi.
CILEGONE: Celezan’in bir çeşitidir. Bu ottan sarı, güzel çiçekler açar çiçeklerin üstünde
bal tadına benzer damlacıklar vardı. Tadımlıktı. Dil’e damıtılırdı. Kökü deşilir ot tan süt akardı. Süte çok az tere yağı katar hafiften ateşte kızartılırdı. Karıştırdıkça katılaşırdı. Yara kıremi olarak kullanılırdı.
GÖZ AĞRISI: Yaz mevsiminde zaman zaman gözlere kan dolardı. Müthiş ağrı yapardı. Dut ağacının yaprakları bir bezin üstüne konulur, bez kanlı gözün üstüne konulurdu. Bir kaç saat
sonra, göz ağrı kesilirdi. Biriken kan gözden kayboluyordu. Ya da sarı bir olta taşı, gözün üstüne bağlanılır, kan kendiliğinden çekilirdi.
İRİN: Vucudun herhengi bir yerinde çıban çıkardı. İrinle dolardı. Bu irinin üstüne, hafiften ateşte kızartılan soğan konulur, kısa sürede irin patlar yara sağalırdı. Hıra
çiçeği denilen çicek türünden kırem yapılırdı. İlaç yaralara birebirdi.
(*) Kocası yada baba adı ile anılırlardı.
Hıdır Dulkadir / Duisburg
kortu@web.de
06.10.2009 / Gomanweb |