Hasan Sabah ve Alevilik-10- Sedat Gezgin (Hılmanlı) Horasan’da yaşayan başka kavimler ve halklar Yazımızın bir önceki bölümünde Horasan’da yaşayan Kürtler üzerinde kısaca da olsa durmuştuk. Kürtlerin Horasan’daki yerleşim birimlerini ve aşiretsel yaşam biçimini açıklamaya çalistik. Konuya özet olması itibarıyla Horasan’da yaşayan diger kavimler ve halklar üzerinde kısaca durmaya çalisacagim. Horasan’ın kuzeyine doğru gidildikçe, Ceyhun ve Zerefşan ırmağının verimli topraklarında Soğd diye bir halk yaşamaktaydı. Soğd ülkesi bir çok küçük prenslige bölünmüş olup, siyasi, ekonomik ve askeri birlikten yoksundu. Çin kaynaklarına göre Soğdiyan’ın ana kenti Semerkant ve çevresidir. Soğdlular ticari girişimci, üretken ve yatırımcıydılar. Çin ile ipek ticaretiyle yakından ilgileniyorlardı. Semerkant, Kiş ve Buhara gibi bu günkü Özbekistan şehirleri ile ticari ilişkiler kurmuşlardı. Soğdlular uzun yıllar Zerdüştlük, Manilik inancına ve bilahare Hıristiyanlık dinlerine sahiptiyler. Çinli yazar Yuan Chwang’a göre Budist olmalarıda mümkündür. İran ve Kürtler üzerinde uzman olan Rus araştırmacı-yazar V. Minorsky “ Soğdca Türkçenin etkisinde kalmış İrani bir lehçedir “ belirlemesini yapmıştır. Yine Soğdlu olan yazar El Bruni de “ Soğdlular ayrı bir kavim olarak Harezm dışında Buhara, Semerkent, Beykent ve Kiş dolayında yaşamışlardır.” degerlendirmesini yapmıştır. Erken dönemlerden beri Proto-Türkik unsurlar içinde yaşayan Harezm ülkesi de klasik deyimli ( Chorismia ) 11. yüzyıla kadar bile İrani gurupların bir parçasıydı. Pers hanedanları Harezm, Maveraünnehir ve Horasan topraklarını yönetiyorlardı. Bu durum islamın gelişiminden 300 yıl sonraya degin devam etti. 712 yılında Arap komutan Kuteyba bin Müslim komutasındaki İslam ordularınca yağma ve talan edilen Harezm ülkesi zamanla Türk hükümranlığına girerek aidiyetini kaybetmiştir. Bölgede yaşayan bir çok etnik topluluk olan Çaganiyanlar (Sağaniyanlar ), bazı Türk-İslam sentezcileri tarafından “Çağatay Türkleri” olarak bizlere yutturulsada veya gösterilsede, araştırmacı ve yazarlar bu kavim için “ eski İranlı yerli halklar” deyimini kullanıp, Türk akımlarından sonra Özbeklerin payına düşen “Çağaniyan ülkesi” terimini kullanmaktadırlar. Akhunlar diye bilinen Eftalitler büyük ölçüde Proto-Türkik ögeler barındırmakla beraber saf Türk degildirler. Moğol ve Türkik unsurların yanı sıra İrani kavimlerle de karışmışlardır. Hunların bile Türkik oldukları şüphelidir. Aslında Hun imparatorluğu gibi bozkır konfedarasyonu olarak kabul edilen devletler tek kavim olarak degil, pek çok farklı kavimlerle bir araya gelerek oluşturulmuştur. Mekadonya’lı büyük İskender Afganistan’a kadar sefer düzenleyip Horasan ve Mevaraünnehir bölgesinde Grek/Helen unsurlarını taşiması ve bilahare kurulan Selefkius ( Selefhie) devrinde kavimler arası bir harmanlaşma, karışma ve eritme olayına yol açmıştır. Bu dönemde İrani kavimlerle, Türkik ve Grek kökenli topluluklarda ırksal karışım zirveye ulaşmıştır. Çinlilerin yecüc-mecüc adını verdikleri Kuşanlar MÖ. 1.yüzyıl ve MS. 3.yüzyıl arasında Orta-Asya’da bir kabileler federasyonuna dahil göçebe-klan olmalarına rağmen, İrani dil ve kültürü ile beslendiler. Çin-Hindistan-İran arasında köprü görevi gördüler. Kuşanlar Çin-Pers-Hint kültürünün araslarında taşinıp kaynaşmasına aracılık yaptılar. Kuşanlar MS. 30. Yılında Afganistan’ın Kabil bölgesinde bir imparatorluk kurdular. Aral gölünden Hindistan’ın kuzeyine kadar olan bölgede egemenlik kurdular. Görüldügü gibi “Horasan’dan gelenler öz be öz Türktür ve Alevidir” safsatası ve palavrası bu gerçeklik karşisında bir çaresizlik içindedir. Bırakalım Horasan’ı, “Orta-Asya Türk yurdudur.” sözü de bir demogojiden ibarettir. Çünkü Orta-Asya’da MÖ. 4000 yıllarından MS. 1000 yıllarına kadar karışık kavimler ve henüz Türk olduğu tespit edilemeyen birçok kavimler görmekteyiz. Kurulan birçok aşiret konfedarasyonu devletler, herhangi bir kavime ait degildirler. Diller ve kültürler iç içedirler. Türk Tarih Tezi ve Türk-İslam sentezi savunucularına bakılırsa, Türkler Horasan ve Maveraünnehir bölgesinde “ Arap istilasından çok önce, millattan evelki zamanlardan beri” bulunuyorlardı. Ancak, bunların henüz Türkleşemediklerini, yani Proto-Türkik kafile ve guruplar halinde oldukları, birçok yazar ve araştırmacı tarafından dile getirilmektedir. Hatta beyaz tenli ve yeşil gözlü Kırgızların aslen Aryen ırkında olduğu, sonradan Türkleştikleri bir gerçek olup, bunu daha evelki bölümlerde dile getirmiştim. Selçukluların atalarının Horasan’a inmeden önce Buhara’da kaldıkları, Avşarların 7. ve 8. yüzyıllarda Horasan’a gelmiş olmakla beraber, Gazne hükümdarı Mesud döneminde 1030-1041 yıllarında bile Horasan’da pek fazla Türkmene rastlanmadığı görülmektedir. 10. yüzyılda halifelik yönetiminde Türk komutanların güçlerinin artmasıyla birlikte, Yoğmaların ve Karlukların bölgede belli bir süre hakimiyet kurdukları ve güçlerinı batıya doğru yaydıkları bilinmektedir. Arap-İslam ordularıyla ilk Temas kuran Türkler Zerdüşt, Budist, Mani, Şaman ve kısmende Nesturi-Hıristiyan inancına sahiptiler. MS. 9. ve 10. yüzyılda daha çok müslümanlaşmaya başladılar. Türklerin hepsi müslüman degillerdi. Hatta Oğuzların tamamıyla islamlaşması iki asır boyunca devam etmiştir. Kıpçak bozkırlarının islamlaşması 9. Yüzyıldan 14. yüzyıla kadar devam etmiştir. Ayrıca Şamanizm inancı Türklere has bir inanç degildir. Orta-Asya’daki kabile, kavim ve etnik topluluklardaki insanlarda Şamanizm olduğu gibi, günümüz Amerika kıtasında yaşayan antik kavimlerin ( Maya, Aztek ve İnka uygarlığı ) gibi kültürlerde, Uzakdoğuda yaşayan ve Sibirya’nın en ücra köşelerinde de bulunmaktaydı. Gerek Proto-Türkik ve gereksede diger kavimlerde farklı bir şamanizm mevcuttur. Şamanizmin bir inanç olup-olmadığı ve Alevilikle olan ilişkisini başka bir yazımızda ele alacağız. GEN (DNA) Testi ve Bir Gerçegin Açığa Çikmasi Bilim ve teknoloji devrinde dünya degişiyor, sınırlar tartılışıyor ve insanlarda degişiyor. Elbette degişime ve dönüşüme ayak diretten insanlarda mevcuttur. Fikir ve düşünceler degişiyor, bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle her şey degişiyor. Ancak degişmeyen ve degişmemek için direnen bir ülke vardır…Türk Devleti…. Bilim adamlaro on yıllarca uğraştıktan sonra insanların soy ağacını buldular. Yani Genler… Bu konuda ilk araştırmaları yapan Amerikalı bilim adamları bunun verilerini yavaş yavaş almaktadırlar. Ayrıca Avrupalı bilim adamlarıda Genetik köken üzerine araştırmalarına devam etmektedirler. Milliyet gazetesinin 14-15-16 Mayıs 2004 yılında yayınladığı bir haber dizisi mevcut olup, önemi büyüktür. Amerikalı bilim adamı Panteolog Dr. Spencer Wells uzun süredir dünyayı baştan başa araştırarak aldığı on binlerce genden dünyanın haritasını adeta yeniden çizmektedir. Dr. Spencer Wells ayrıca kendi içine kapanık ve halen Animist (Yarı hayvan) olarak yaşayan Afrika ve Asyalı yerli topluluklar içinde GEN çalismasi yapmaktadır. Bilim adamları insanların Genetik kökenini bundan 60.000 önce yaşamış Afrikalı bir Adem ile ve yine aynı dönemde Afrika’da yaşamış Havva’ya kadar götürürlerken, GEN ağacımızın nasıl dallanıp budaklandığını açıklamaya çalismaktadirlar. Yapılan proje dünyanın her yerinde DNA örnekleri taplayarak, insanlığın Genetik geçmişini, halkların Genetik aidiyetini ve akrabalıklarını ortaya koymayı amaçlıyor. Bilim adamlarının yaradılış hikayesindeki Adem ve Havva’nın MÖ. 60 bin yıllarında yaşadığını tesbit etmektedirler. Kutsal kitaplara göre insanlığın geçmişi ise 4.000 yıldır. Yine bilim adamlarının yaptığı araştırma ve verilerde Ortadoğu’daki Sami ırkından olan Hıristiyan, Müslüman ve Yahudilerin aynı Genetik havuzdan geldiklerini tespit etmiştir. Halbuki Ortadoğu’da yaşayan halklar, özellikle Araplar bunu kabul etmiyorlardı. Mesela. Araplar, İsrailoğulları ile akraba olduklarını hala kabul etmezler. Çünkü Arap-İsrail çatismasi tam 4.000 yıldır devam ediyor. Hala bugün bile bazı tutucu din adamları bilim adamlarının buldukları Genetik sonuçları inkar etmeye devam ediyorlar. Tabiiki bunun dayandığı temel nokta, din maskesi altında yapılan ırkçılık ve ulus milliyetçiligidir. Ayrıca bilim adamlarının bulduğu insanın yaradılış felsefesinin tarihi de, din-deki insanın yaradılış felsefesinin tarihine ters düşmektedir. 40.000 ile 4.000 yıl arasındaki mesafeyi kapatmak mümkün degildir. Kutsal kitaplara göre Tanrı Babil kulesini yıkınca ortaya yeni diller ve kavimler çikmistir. Ama nasıl oluyorda dünyanın dört bir yanında yaşamaya, birbirine bu kadar farklı görünmeye başladılar. Bunun açıklanması dinde yoktur. Bilim adamlarının dikkat çektigi başka bir hususda, bir coğrafyada yerli nüfus olup işgale uğramış, kültür ve dil asimilasyonuna tabi tutulmuş azınlıkların yutulması ve tarihten silinmesidir. Genler kaybolmuyor ve silinmiyor, ancak dil ve kültürel aidiyetler kolayca silinip kaybolabiliniyor. Bugün dünyada hala konuşulan 6.000 dil ve lehçe vardır. 21. yüzyılın sonunda bunların %50-70 arasındaki bölümü artık konuşulmayacak. Küresel mono kültürler yerli nüfusları yutmak üzeredir. Genetik kökenini bulmak için pek fazla zorlanmaya gerek yoktur. Dünyanın belli başlı bölgelerinde GEN bankaları bulunmaktadır. Her insan kendi Genetik kökenini bulmak için 100 Dolar verip, bu bankalar aracılığıyla ögrenebilir. Genler bu bankalarda muhafaza edilmekte ve gizli tutulmaktadır. Amerikan bilim adamlarının “ Geografik Proje” adı altında yaptığı araştırmalar Ortaasya ve Anadolu’da ilginç sonuçlar ortaya çikarmistir. TC. devleti onlarca yıldır yaptığı propagandalarla Ortaasya’nın Türklügünden dem vurmaktadır. Dolayısı ile Anadolu’da yaşayan halkların Ortaasya’dan geldikleri ve Türk oldukları propagandası yapılmaktadır. Anadolu’da GEN araştırması yapan Amerikalı bilim adamı Dr. Spencer Wells “ Anadolu’da Türk dili ve kültürünün yayıldığını biliyoruz. Ancak Genetik veriler Selçuklu ve Ortaasya’dan Anadolu’ya gelen Türk genlerinin burada fazla olmadığını görüyoruz. Kendinizi Türk sayabilirsiniz, ancak kökleriniz başka yerlere uzanmaktadır.” diyerek devamla şöyle demektedir. “ Türkiye çok heterojen yapılı bir coğrafya. Kafkasya genleri bu karışımı nasıl etkiledi? Anadolu’da Türkler gelmeden önce de bulunan yerli halkların bugünde aynı Genetik özelliklerini koruyan torunları varmıdır? Bunların hepsini ilerde görecegiz.” Antropolog Dr. Spencer Wells’in bulduğu diger önemli bir veri de, bugün GEN haritası açıklanırsa, dünya haritasının yeniden çizilmesi yerekiyor. Tabiiki bu da mümkün degildir. Bilim adamlarının bulduğu GEN haritası güvenli kasalarda muhafaza edilmekte olup, belki günün birinde dünya kamuoyuna açıklanabilir. 28.05.2009 tarihli Radikal gazetesinin internet sitesinde “ Türklerin Geninde Türklük Çikmadi.” adlı bir yazı dikkatimi çekti. Yazıda İsviçre merkezli i-Genea adlı şirketin yaptığı araştırmaya göre, Avrupa’da yaşayan halklar arasında Genetik alanda “ en karışık ve en az saf kan” olan topluluklar Türkiye halkıdır. Araştırmalar sonunda kendine Türk diyenlerin %96’sı başka aidiyete sahiptirler. “ Türkiye’de saf kan Türk tartışması” yaratacak araştırma için Avrupa’nın dört bir yanında DNA -GEN örnekleri toplayan ve bunlar üzerinde analizler yapan bilim adamları, özellikle başta ırkçı ve kafatasçı faşizan kesimleri, daha sonrada ultra- ırkçı ulusalcı faşistleri pek kızdıracaktır. Çünkü 86 yıldır insanları Türkçülük masalları ile uyutan dönme-devşirme ve kendisine Türk diyen“Türk” bilim adamlarının ve Türkçü güruhun işine gelmeyecektir bu araştırmalar Türkiye’de bulunan GEN’ler şu ırklara dayanmaktadır. 1- Helenik genler. Bunlar başta Güney Avrupa ve Anadolu’da yaşayan halklardır. Bu günkü Yunan(Rum) Pontus, Pomak, Laz ve diger Helenistik Genlerdir. 2- Slaw genler. Bunlar Balkan Avrupasında yaşayan halklar olup, Bulgarlar, Sırp, Macarlar, Arnavutlar, Hırvatlar, Karadağlılar, Romanlar, Mekedonlar, Boşnaklar ve diger azınlıklardır. 3- Sami genler. Bunlar Ortadoğu’da yaşayan Araplar, Yahudiler, Süryanileri, Assuriler ve diger azınlıklardır . 4- Aryan genler. Bunlar İrani halklar olup, başta Kürtler, Farslar, Ermeniler, Osetler Gürcüler, Abazalar, Çerkezler, Çeçenler ve diger Kafkas kökenli azınlıklardır. 5- Türkler. Bunlar Asya kökenli kavimlerden olup, kendilerine yurt arayan konar- göçer topluluklardır. Bilahare Anadolu’ya gelip yerleşen ve kendilerine Türk diyen topluluklardır. Azeriler, Kazaklar, Kırgızlar vs. gibi. 6- İliryalılar. Tuna nehri boyunca yaşayan yarı slaw kökenli heterojen azınlıklar ve topluluklardır. 7- İyonyalılar. MÖ. 3000 yıllarında Anadolu’da uygarlıklar kuran ve tarihsel süreç içerisinde asimile edilerek yok edilen kavimlerdir. Bunlar Frigyalılar, Lidyalılar, Kimmerler gibi kavimlerdir. Kürt Ulusal Özgürlük mücadelesinin gelişmesiyle birlikte, Türk kimligi yeniden muhasebe edilmeye başlandı. Kimlerin Türk olup-olmadığı sorgulanmaya başlandı. Yıllardır asimile olan ve tarihten silinmekle karşi karşiya bulunan azınlık halklar, sözde de olsa kimliklerine sahip çikmaya başladılar. “ Horasan’dan geldik ve Türküz. Veya Türk olmak zorundayız.” demogojisi bilim ve teknigin gelişmesiyle birlikte bir paçavraya dönüşmüştür. İlk okuldan üniversiteye kadar yapılan “ırkçı Türklük” egitimi insanların bilime olan ilgisini de azaltmaktadır. Çünkü insanların bilinçlenmesi ancak egitim kanalıyla olur. Bilimsel bir gerçegi ırkçı ve faşizan kesime nasıl anlatacağız? Irkçı ve kafatasçı egitim alan bireyler bilim ve teknigin sonuçlarına ne kadar inanabilirler? 03.12.2009 / Gomanweb |