|
21 MART TA UNUTULAN GÜN
TEMAN DEP (Fézo yé Kazi Bayé)
Doğal olarak 21 Mart deyince Newroz,
Nevruz, Nüroz, ya da Nüroj v.b akla geliyor. Bu kelimenin değişik halklar
tarafından değişik söylenmesi çok doğaldır. Çünkü, aynı kökenden gelmekle
birlikte, her halka göre söyleme şekli değişebilir. Tıpkı bir şivede ya da
lehçede bir sözcüğün değişik söylenmesi gibi.
New, Nev, Nü v.b yeni
anlamındadır. Roj, Roz, Roc, Ro v.b ise Gün, Güneş anlamındadır.
Birleştirilmiş hali; Yeni Gün demektir. Baharın gelişi, Gece-Gündüz
eşitliği, yeni bir oluşumdur. Özü bu olmakla birlikte ,bu güne, her
toplumun kendine özgü anlamlar yüklemesi gayet doğaldır. Doğal olmayan
ise; "Yok! Benim gibi yazacaksın, benim gibi söyleyeceksin ya da benim
gibi kutlayacaksın" diye dayatmada bulunulmasıdır.
Peki! Unutulan gün hangisidir? 21
Mart- Birleşmiş Milletler Uluslararası Irkçılık ve Sömürgecilikle Mücadele
günüdür.
21 Mart ta, hatta kutlamalarda "bu gün"
üzerinde belki de hiç durulmamış, hatta hiç değinilmemiştir bile. Oysa
Irkçılık ve sömürgecilik uygulamaları ve buna karşı mücadele için insanlık
çok mu çok acılar çekmiştir. Yenilgiler ve zaferler yaşanmıştır. Birleşmiş
Milletler, 21 Mart 1966 da bu günü kabul etmiştir.Türkiye ise,ancak 16
Ekim 2002 de bu sözleşmeyi imzalamıştır.
Kısaca ırkçılık en basit ve anlaşılır
anlamıyla; kişi ya da toplum olarak kendini çeşitli biçimlerde üstün
görme, başka kişi ya da halkları ise çeşitli şekillerde horlama,
aşağılama, her çeşit hakkı kendisi için reva görme, başkalarına
ise görmezlikten gelmedir. Yani bencilliğin, "rab bana hep bana"cılığın
daniskasıdır.
Tek tek kişi olarak ele alınsa
bile; sadece kendi çıkarını düşünene, başkasına gelince çay kaşığı,
kendine gelince tencereyi ölçü olarak alana toplumda iyi gözle bakılmaz.
Peki sadece ve sadece her yönüyle kendini düşünenin hangi dinde, hangi
kitapta, hangi ailede, hangi köyde yeri vardır? Bunların yeri
"cehennemlik" değil midir?
Bir de bunu kişi olarak değilde, bir
yöntem, bir politik anlayış ve politik sistem olarak uygulayanların yeri
neresidir derseniz? Bunların yeride "cehennemin" en dibidir. Hele bir de
cebinden dahi çıkmayan bir çıkarı, hep kendine verip, karşı tarafa değil
çay kaşığıyla vermeyi, O nu hiç görmezden dahi geliyorsa, hele bir de saf
dindar, saf milliyetçi, saf demokrat hatta solcu geçiniyorsa. " aman
yarabbim onların yeri ve işi daha beterdir", velhasıl kelimelerle,
tariflerle anlatılacak gibi değildir.
Oysa yalnız, "ırkçılıkla mücadele
günü" değil, yine Birleşmiş Milletlerce kabul edilen bir-çok olumlu
sözleşmeler ve beyannameler vardır. Bazıları şunlardır;
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi,
Çocuk Hakları Bildirgesi ve O na dair Sözleşme, Kadınların Siyasal
Haklarına İlişkin ve Kadına Karşı Şiddetin Tasfiyesine Dair Bildirge,
Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Uluslararası Sözleşme, Özürlü Kişilerin
Haklarına Dair Bildirge v.b.
Tabi bu bildirge ve sözleşmeleri en
başta yönetimler uygulamalı veya büyük bir çaba ve samimiyet içinde
olmalıdırlar. Fakat hiç te böyle olmuyor, hatta tersi yapılıyor.
İmzalarına bile sahip çıkmıyorlar. Ancak bu haklardan şu veya bu şekilde
mahrum olanlarında büyük çabası olmalıdır. Bu haklardan mahrum olupta bu
çabayı gösterenlerin, bütün bu ve benzeri bildirge ve sözleşmeleri bu
çabalarına dayanak yaptıkları pek söylenemez. Oysa bu mahrumların ve
mazlumların ellerinde deyim yerindeyse "TAPULARI" var. En başta
"ceplerinden bu tapularını çıkarıp " ona göre savunma ve çaba göstermeleri
daha uygun olur.
2 Nisan 2008 TEMAN DEP
Ekleme Tarihi: 03.04.2008 / Gomanweb
|